Basketbol ve NBA
Search results for TBL
Gelecek Vadetmek Yeter mi?
4 Mar
NBA Türkiye ofisini İstanbul da nihayet açabildi. Peki biz neden TBL ofisini Los Angeles’ta görkemli bir parti ile açamadık.. Aslında takımlar, oyuncular, bütçeler,..Hepsi önemli ama asıl düşünülmesi gereken konu budur.. Tabiki reklam, oyuncu-medya konsantrasyonu, antrenör-mentör eğitim disiplini, sporcu duygusallığını yakalama ve diğer konu başlıklarında çok geriyiz.. Ama profesyonel ligin bu günlere kolay geldiğini de söylemek bir hayli güç.. İlk yazımda sizlere merhaba demeden önce günümüzün ülke basketbolu ile profesyonel arenanın kısa bir karşılaştırmasını yapmak istedim. Şimdi ise yazımızın asıl konusu olan Orlando Magic takımına bakalım..
Orlando denilince aklımıza Penny Hardaway ile O’Neal ikilisinin yanına yerleştirilen Donald Royal, Nick Anderson, Dennis Scott gibi yıldızların yer aldığı kadro aklımıza gelir. Evet o zamanın Orlandosu gelecek ve yetenek açısından gerçekten ümit vaadediyordu.. Peki beklenen şampiyonluklar gelebildi mi?.. Cevap kocaman bir hayır.. Bugün ise takımın kimyasını o dönemin aksine savunma açısından gedikleri kapatan, hızlı oynama kabiliyetli oyuncuların oluşturduğunu görüyoruz. Aslında takımın gerçek yıldızı Howard gibi gözüksede atletik oyuncunun bazı maçlarda taşın altına elini sokamadığını görüyoruz. Howard yetenekli bir uzun ancak NBA okulunda biraz daha ıslanması lazım.
Magic kadrosunda asıl yükü Lewis ve Türkoğlu’nun çektiği aşikar.. Bu 2 çok yönlü oyuncu aslında takımı rahatlatmada ve oynatmada çok istikrarlı.. Bu yüzden kıymetlerinin bilindiğini söylemekte güç olmayacak.. Jameer Nelson’un başıbozuk oyununa ragmen onu oyunda ve takım tutmadaki ısrar bu oyuncunun all star seviyesine çıkmasını sağladı.. Birebir de çok yetenekli ve asıl önemlisi pozisyonundaki oyuncular için fazla gözü kara. Bu da Saint Joseph Koleji gibi vasat bir okuldan çıkmasına rağmen bugünlere gelebilmesindeki anahtar nokta.. Üstelik Orlando arka alanında bazen kendisini motive eden eski Houston’lı Rafer Alston gibi ABD’nin en iyi sokak basketbolcularından biri sayılan bir oyuncunun önünde bu işleri yapıyor.. Courney Lee ve Anthony Johnson rotasyonları istikrar ve rahatlatıcılık açısından yemeğe atılan tuz gibi.., Orlando organizasyonuna bu bütçe rakamları ile lezzet veriyorlar.. Tabiki Orlando’nun eksikliği yinede pivot pozisyonunda.. Howard istediği kadar süperman kıyafeti giyebilir ama onun için bu kıyafet onun yükünü paylaşabilecek usta ve tecrübeli bir oyuncu eksikliğini gölgelemiyor.. Ayrıca yine takımın ilk beşlerinde değil , sonradan giren oyuncuların birlikte oynatılmasında da yaşanan sorunlar var..
Takımın zorlandığı anlarda sürekli match up yaratılmaya çalışılması, pozisyon zorlamaları, uzun süre sayı bulamama gibi kısır hücum döngüleri Orlando’nun daha üst noktalara ulaşmasını engelliyor. Orlando kadrosuna giren ve çıkan oyuncuları yazsak bu köşe eminim yetmeyecek.. Ama Efes’e kendini zor atan Kasun, İtalya’yı mesken tutan Brandon Hunter, parlak günlerinden sonra çıkışa geçmeyi uman Cato, yeteneklerinden değil güçlülüğünden kuşku duyulan Miliçiç ve diğerleri.. Bir takımın kadrosu ve kimyası üzerinde sorunlar çıkarsa, sürekli yer değişmeler yaşanırsa her soyunma odasına Rick Pitino gibi bir coach gerekir … Bu da şimdilik imkansız.. Artık Orlando’nun yapması gereken şey yalnızca mücadele,,, Zaten bu kadro ile yapabilecekleri çok fazla da birşey yok…
selamlar
Oğuz Akdeniz
Nevriye Yılmaz Röportajı
22 Şub
17 yaşında 1.ligde boy göstermeye başladı. 19′unda ilk lig şampiyonluğunu yaşadı. 21′inde Avrupa’ya adım attı, İsrail ve Yunanistan’ın tecrübelerinin ardından, 3 yıl İtalya da oynadı. Bu arada WNBA de forma giyen ilk Türk oyuncu oldu. Ardından 25 yaşında Fenerbahçe’ye geldi. Sarı Lacivertlilerin Türkiye de tüm kupalara ambargo koyup, Avrupa’nın da en iyi 8 takımından biri olduğu bu son dönemde başrollerde yer aldı. Aynı dönemde Milli takım formasıyla Akdeniz Oyunları şampiyonu olan kadroda yer aldı. Milli takımımız için bir ilk olan 2005 Avrupa Şampiyonasında harika bir performans gösterip turnuvanın ribaund kraliçesi oldu. Son iki yıldır Euroleague All-Star maçında ve TBBL All-Star maçlarında oynarken 10 Ocak 2009’da Samsun’da düzenlenen 2009 TBBL All-Star organizasyonunda En Değerli Oyuncu (MVP) seçildi. Evet karşınızda Türk Bayan Basketbolunun en kariyerli oyuncusu Nevriye Yılmaz…
Belindeki ciddi sakatlığa rağmen tüm hırsı ve çalışma azmiyle kariyerini başarıyla devam ettiren Nevriye Yılmaz ile Lotos Gdynia ile oynayacakları Euroleague 3. tur 3. maçı öncesi Fenerbahçe’nin kamp yaptıkları Kalamış’taki yeni Konuk Evi’nde görüştük.
Öncelikle Samsun’daki son All-Star maçından başlayalım. Nasıldı All-Star organizasyonu ve MVP ödülünü almak?
Bu, benim katıldığım ikinci All-Star’ımdı ve bunda da MVP ödülünü almak çok güzeldi. Benim adıma hem maç olarak hem de genel organizasyon olarak da her şey çok çok güzel geçti. Yine de ben bayan basketbolunun basında daha fazla yer alabilmesi için erkeklerle beraber karışık bir organizasyon olması gerektiğine inananlardanım. Tanıtımın ve pazarlamanın böyle organizasyonlarda çok önemli olduğunu düşünüyorum. Mesela Polonya da oynadığımız son Euroleague maçında Lotos Gdynia yönetimi maçın sonrasına çok meşhur bir sanatçının konserini koymuş ve bu vesile ile Abdi İpekçi gibi bir salonu full doldurmuşlardı. Tabi maçta da büyük bir seyirci desteği ile galip gelmeyi başardılar.
Başarılarla dolu kariyerine gelelim. Basketbola nerede başladın, hangi takımlarda oynadın ve başarıların neler? Bunları bir de senin ağzından duyalım.
Kariyerime Fenerbahçe formasını giydiğim gün başladım diyebilirim, aslında. Şaka bir yana basketbola İstanbul Üniversitesi altyapısında başladım. 1997-98 sezonunda 17 yaşımdayken İstanbul Üniversitesi formasıyla ilk kez TBBL’de yer aldım. İki yıl A takımda oynadıktan sonra Galatasaray’a geçtim.
İki sezon Galatasaray forması giydim ama bunun son yılında sakatlıktan dolayı fazla oynayamadım. Sonrasında 21 yaşında İsrail’e gittim ama takıma ve ortama adapte olamadığım için sezonun yarısında Yunanistan’a Apollon Polomadia takımına gittim.
Sonrasında İtalya maceram başladı. İlk olarak ligin vasat takımlarından biri olan Sicilya takımı “Termini di Mareze”de forma giydim. Amacım kendimi göstermekti bu yüzden takımın durumunu çok önemsemedim; hatta paramı dahi alamamama rağmen yine de inat ettim takımdan ayrılmadım. Çünkü çok iyi bir sezon geçiriyordum ve bunu korumak adına ayrılmadım takımdan. Sonuçta o sezonu çok iyi ortalamalarla tamamlayınca ligde ilk dörde oynayan ama şampiyonluk şansı fazla olmayan bir takıma, La Spazia’ya geçtim. Orada EuroCup’ta da oynadım ve yine kariyerim adına çok iyi bir sezon geçirdim.
La Spazia’nın ardından ise o yılın şampiyon takımı Como’ya geçtim. Como’da da çok başarılı bir sezonun ardından Fenerbahçe’ye transfer oldum. 4 sezondur da Türkiye’nin en iyi, Avrupa’nın da en büyük takımlarından Fenerbahçe’de oynuyorum. Açıkçası basketbolu burada Fenerbahe formasıyla bırakmayı düşünüyorum.
Peki başarılar?
Galatasaray’da bir TBBL şampiyonluğu aldım ki bu onların son şampiyonluğuydu. Fenerbahçe’de de 3 lig şampiyonluğu, Türkiye Kupası, Cumhurbaşkanlığı şampiyonluklarım var. Ayrıca Milli Takımda 2 kere Avrupa Şampiyonası’nda mücadele ettim ve 2005′te şampiyonanın ribaund kralı oldum. Akdeniz Oyunları’nda şampiyonluk başarım var ayrıca iki kere de Euroleague All-Star maçında yer aldım.
Bir de kısa bir WNBA maceran vardı, onu da anlatabilir misin? Ayrıca Avrupa Basketbolu ile WNBA arasındaki farkları anlatır mısın?
Evet, Fenerbahçe macerası öncesi yaz aylarında arada menajerim Tolga Tuğsavul vasıtasıyla WNBA’de Charlotte Sting ve Miami Sol takımlarının yaz kamplarına katıldım ardından da iki sezon Phoenix Mercury ve San Antonio Silver Stars kadrosunda yer alıp ligde oynadım.
Aslında bana çok şeyler kattı ama sonrasında hem ciddi bir sakatlık yaşamam, hem de bu sebeple yazları yoğun bir tempoda geçirmek yerine dinlenmeyi tercih etmem sebebiyle WNBA biraz arka planda kaldı. Tabii bunda Milli Takımımızın Avrupa Şampiyonası’nda oynama şansı yakalaması ve hedeflerin büyümesi de çok etken oldu.
Bence Euroleague WNBA’e göre daha kaliteli bir lig ve artık WNBA’in de bana bir şey katacağına inanmıyorum. Ayrıca artık 29 yaşındayım ve sakatlıklardan kendimi korumam gerek. Kısacası benim için WNBA defteri kapandı.
Bunca takım bunca başarı içinde en unutulmaz sezonlar, maçlar?
Yurt dışındakiler hep kariyerim ve kendimi ispatlamak içindi. Fenerbahçe’dekiler ise hep şampiyonluklar ve başarılar için. Bu sebeple Fenerbahçe’dekiler hep çok özel ve güzeldi diyebilirim. Hele Euroleague oynadığımız bu son 3 sezon gerçekten inanılmazdı. En unutulmaz maç, benim hayatımda bir tanedir. O da 2 sene evvel Euroleague de çeyrek finalde son saniyelerde Caferağa’da yenilip Final Four’u kaçırdığımız Ros Caseres Valencia maçıdır. Biliyorsun bizi eledikten sonra final oynadılar. O maçı nasıl kaybettik hala unutamıyorum ve inanamıyorum. Hala aklıma geldiğince çok üzülürüm.
Yan yana oynadığın en özel en unutulmaz oyuncu kimdir diye sorsam?
En unutulmaz oyuncu kesinlikle Cappie Pondexter. Çok farklı bir oyuncu ve kişilikti. Kazanmaktan başka bir şeyi kabul etmeyen bir oyuncuydu. Yeniden beraber oynamyı çok isterim.
Peki ya Katie Smith?
Çok üst düzey oyuncuların biraz ukala biraz şımarık olacağını düşünürdüm ama gerek Cappie’de gerekse Katie’de gördüğüm çok mütevazi olduklarıydı. Katie de çok basit yaşayan ve kısa sürede hepimizle çok iyi arkadaşlık kuran bir oyuncu. Şöhretin getirdiği kaprisler yok, çok sıradan bizler gibi bir insan. Ayrıca tam bir takım oyuncusu. Her topu ben kullanacağım gibi bir ego’su yok. Kim o an boşsa veya sıcaksa onu görüyor. Ayrıca yanındakileri oyuna katmayı seviyor.
Takımdaki bir başka yıldız Tammy Sutton-Brown için neler diyeceksin?
O artık bizden biri, bizimle 3.senesi. Artık bir Türk gibi oldu diyebilirim. Onunla da çok iyi anlaşıyorum ve de o da takım için çok önemli bir oyuncu.
Takımda en iyi anlaştığın oyuncular kimler? Ve sence en iyi Türk oyuncular?
Takımda her oyuncu ile aram çok iyi ama en iyi arkadaşım diyebileceğim kişi Meral. Küçüklükten beri beraber olduğumuz ve beraber büyüdüğümüz için onun yeri başka. Milli takımdan da Yasemin Horasan, Nilay Yiğit, Tuğba Taşçı çok samimi arkadaşlarım. Aramızda 6 yaş olmasına rağmen Işıl Alben’le de aram çok iyi. Kafalarımızın düşüncelerimizin uyuştuğu insanlar, arkadaşlar bunlar. En iyi oyuncuları sıralamak istemiyorum ama Milli Takım’da forma giyen her oyuncu bence şu an için Türkiye’nin en iyi oyuncuları.
Gelelim bu sezona. Çok başarılı bir performans çiziyorsun. Özellikle Euroleague’de sayı ve ribaund ortalamalarında Fenerbahçe’nin en iyisisin. Kendini nasıl görüyorsun ve bu sezon hedefler ne?
Euroleague’de Türkiye Ligi’ne göre çok daha kısıtlı bir kadroyla mücadele ediyoruz. Matee ve Nicole sadece Türkiye de oynuyorlar ve biz Türk oyuncular Euroleague de çok daha uzun süre oyunda kalıyoruz. Hatta bu sebeple kendi adıma söylüyorum maçın sonunda performansım düşüyor. Maça çok iyi başlıyor olsam da sonunda yorgunluktan çok kolay atışları bile kaçırıyorum. Mesela Lotos Gdynia ile oynadığımız ilk maçta oyuna çok iyi başlamama rağmen maçın sonunda çok basit topları sayıya çeviremedim. Bu yüzden beğenmiyorum kendimi!
Oyunun sonunda da dinç kalmayı becermem gerekiyor ama dinlenecek sürede olmuyor. 2-3 dakika kenara gelsem belki her şey yoluna girecek ama o sürede de çok şeyler değişebiliyor Euroleague maçlarında. Ve Euroleague maçlarının temposu çok farklı, oradaki maçlar play-off final serisindeki maçlar gibi veya oradaki bir maç Türkiye’deki 2-3 maça bedel. Yorgunluk ve tükenme açısından.
Peki bu sezonki lig için ne düşünüyorsun? Samsun Basketbol ve Mersin B.Ş.B’nin yükselişi. Galatasaray ve Beşiktaş Cola Turka’nın sürpriz yenilgiler alması ve neredeyse ilk 3 sıranın dışında kalmaları için neler söylersin?
Yıllardır böyle bir çekişme ve ne zaman ne olacağı belli olmayan bir lig olmamıştı sanırsam. Genelde final oynayacak iki takım hep belliydi ve tek bir takımın hegemonyası ile geçerdi. Ama bu sezon kaç hafta oldu ve hala tam bir şey belli değil. Aslında biz bir kaç adım önde gibi gözüküyoruz ama her takımda bizi yenmek için ekstra bir motive ile oynuyor. Hiç kolay bir maçımız olmuyor. Lig sonuncusu ile de son periyoda kadar başa baş bir maç oynuyoruz.
Tecrübemiz ve kalitemizle arada farklar oluşuyor ve yılların getirdiği birikimle kazanıyoruz.
Şu anda bizim dışımızda, Galatasaray ve Beşiktaş’ı da yenmek için çıkıyor takımlar sahaya ve bunu da başarıyorlar. Zaten bu seneki güzelliğin ve çok renkliliğin sebebi de bu. Galatasaray’ın bu kadar maç kaybetmesi çok şaşırtıcı olsa da, Beşiktaş’ın Doron’un gitmesiyle bocaladığını düşünüyorum. Ama yeni bir oyun kurucunun gelmesiyle eski günlerine döneceklerdir. Hiç bir takımı önemsememezlik yapmamak gerektiğini görüyoruz bu ligde.
Flaş takımlara gelince, Samsun Basket’in çıkışı ne kadar beklenmedik olsa da, ben Mersin Belediyesinin Ceyhun Yıldızoğlu ile böyle bir çıkış yakalayacağını bekliyordum. Tarsus’ta Erdal Yeğin ile farklı bir havaya büründü onlarda her an bir sürpriz yapacak gibi duruyorlar. Ceyhan çok inişli çıkışlı bir oyun sergiliyor ama her an birinin canını yakacak bir takım.
Türkiye Kupası’nda en korkulması gereken ekipler de bunlar bence. Çünkü tek maç ve telafisi yok oradaki maçların. Çok zorlu ve çekişmeli bir Türkiye Kupası izleyeceğiz ve sonunda finale ulaşan takımlardan biri üç büyükler dışından olursa ben çok şaşırmayacağım.
Bu yaz zorlu bir turnuva daha bizi bekliyor. Üst üste 3. defa katılacağımız Avrupa Şampiyonası için düşüncelerin ne? Şahsen ben bu yıl çok önemli bir başarıya imza atacağımızı düşünüyorum, ya sen?
Kafamın bir tarafında hep orası var. Hedefimizde ilk 5 var ama kağıt üstünden daha hiç bir maç oynamadan bunu söylemek çok zor. Oynayıp göreceğiz. Zorlanacağımız iki takım olduğunu düşünüyorum, Rusya ve İspanya. Bu iki ekiple ne kadar geç karşılaşırsak o kadar iyi bir sonuç alacağımıza inanıyorum. Geçen yıl Ceyhun hoca 12 oyuncudan da faydalandığı süper bir oyun sistemi ile oynamıştı. Hatta Melek, Melike bile kadroda olsalar süre alabilecek oyunculardı. Eskiden 5-6 oyuncu ile oynuyorduk, 7. oyuncumuz yoktu. Şimdi ise 12 oyuncu girip çıkarak oyunun sonunda fresh kalabiliyoruz. Bu turnuvada da bu havayı sürdürüp bir madalya almak en büyük hayalim.
Alttan yetişen oyuncular arasında gelecekte senin yerini alacağına inandığın bir oyuncu var mı?
Melek var ama o da daha çok genç. Yine de net bir isim söylemem zor. Bizim dönemimizde mesela 79-80 jenerasyonunda Beşiktaş’ta Sariye ve Meral’in yanına veya Ankara’da Çankaya Üniversitesi’nde Özlem Piroğlu, Yaprak ve Alev’in yanına, bizim takımdaki (İstanbul Üniversitesi) oyuncuların yanına hep kaliteli bir yabancı koy rahat 1.ligde ilk üçe oynar deniliyordu. Ama şimdi böyle oyuncular göremiyorum veya duymuyorum. A takıma çıkan genç oyuncular şu an için yetenekli olsalar da çok eksik geliyorlar.
Peki genç basketbolculara önerilerin ne? Nevriye Yılmaz nasıl bu seviyeye geldi, ne yaptı ve ne yapmaya devam ediyor?
Ben İstanbul Üniversitesi altyapısından yetiştim ve o dönemde şu andaki şartlar ve imkanlar yoktu. Şu andaki jenerasyon bence bu bakımdan daha şanslı ama onlarda böyle zorluklar içinden gelmedikleri için bazı şeylerin değerini bilmiyorlar. Eskiden altyapıdan daha çok oyuncu yetişip çıkıyor gibime geliyor. Bir 79-80, 81-82 veya 83-84 jenerasyonu şu an yokmuş gibi. Şu anda A takıma çıkıp takımı sırtlayacak bir oyuncu yok. Bizim zamanımızda benim önümde çok değerli çok üst düzey oyuncular, Arzu abla, Serap abla, Çelen abla vardı. Onları aşıp süre almam gerekiyordu bu da çok çalışma ve çok mücadele etme demekti. Ama şu anda beni zorlayacak veya hiç bir Milli Takım oyuncusunu zorlayacak çok özel farklı bir oyuncu göremiyorum.
Şahsen ben çok yakından biliyorum, çok çalışan ve kendine çok dikkat eden bir profesyonelsin ve bu iş ahlakından dolayı da seni kutluyorum ama nedir bu sakatlık ve ne kadar ciddi?
Öncelikle bir bel fıtığı rahatsızlığım ve kendime çok dikkat edip çok iyi çalıştığım için doktorumun dediğine göre mucizevi bir şekilde bu şekilde en üst düzeyde oynamaya devam ediyorum. Bunda da özel kondisyonerim Murat Can Üner’in çok büyük katkısı var.
Boş vakitlerinde neler yapıyorsun?
Hayatım spor üzerine kurulu. Boş vakitlerimde en çok yaptığım şey özel kondüsyonerim Murat Can ile çalışmaktır herhalde. Arta kalan zamanlarda denk gelirse sinema’ya giderim.
Röportaj: Gökmen Ertem / tbl.org.tr
Son Yorumlar