Basketbol ve NBA
Search results for NBA
İşte LeBron’un yeni takımı!
9 Tem
NBA yıldızlarından LeBron James, yeni sezonda takımı Cleveland Cavaliers’den ayrılarak, Miami Heat’te oynayacağını açıkladı.
Uzun süredir hangi takıma gideceği tüm dünyada merak konusu olan ”kral” lakaplı James, kararını Amerikan spor kanalı ESPN’nin kendisiyle yaptığı 1 saat süren özel yayında duyurdu.
NBA’de son iki sezonda En Değerli Oyuncu (MVP) seçilen James, bu kararıyla, yeni sezonda iki All-Star oyuncusu Dwyane Wade ve Chris Bosh ile aynı takımın formasını giyecek. Wade, yeni sezonda takımı Miami Heat’te kalacağını, Bosh da Toronto Raptors’tan ayrılarak, Heat’te oynama kararı aldığını açıklamıştı.
ABD’nin Connecticut eyaletinin Greenwich kentinden yapılan canlı yayında James, ”Wade ve Bosh, iki büyük oyuncu ve benim de katılmamla gerçekten iyi bir takım olacağız” dedi.
Kararını Perşembe sabahı annesine danışarak verdiğini kaydeden James, ”Yeteneklerimi South Beach’e (Miami’nin ünlü plajı) taşıyacağım ve Miami Heat’e katılacağım. Şimdi ve gelecekte kazanmak için bunun bana en iyi fırsatı sunacağını hissediyorum. Sadece normal sezonda kazanmayı değil, şampiyonluk istiyorum” diye konuştu.
James, ayrılma kararı aldığı Cavaliers ile ilgili de, ”Cleveland’ı hiçbir zaman terk etmek istemedim, kalbim her zaman orada olmaya devam edecek. Cleveland taraftarları karışık duygular içinde olabilir, ama Akron benim her zaman evim olacak” dedi.
HİÇ ŞAMPİYONLUK GÖREMEDİ
Kariyeri boyunca 28 civarında sayı ortalamasıyla oynayan ve NBA tarihindeki en başarılı oyunculardan biri kabul edilen 25 yaşındaki James, 2003 yılında kendisini ”draft” eden Cleveland Cavaliers’te iki kez MVP seçilmiş, 6 kez de All-Star forması giymiş olmasına rağmen hiç şampiyonluk göremedi.
Yeni sezon için takımı Cleveland Cavaliers’in yanı sıra Miami Heat, Chicago Bulls, New York Knicks, New Jersey Nets ve Los Angeles Clippers’tan teklif alan James’in hangi takımı seçeceği, ABD ve dünya kamuoyunda merakla bekleniyordu. James’in Miami Heat’i seçmesinde, NBA’in diğer önemli iki yıldız oyuncusu Wade ve Bosh ile aynı takımda oynama fikrinin belirleyici olduğu yorumları yapılıyor.
MİAMİ’DE SEVİNÇ, CLEVELAND’DA HÜZÜN
James’in kararı, Miami’yi sevince boğarken, Cleveland’da ise hüzün ve öfkeye neden oldu. James’ın kararını Miami’deki bir lokantada televizyondan izleyen Dwyane Wade, yıldız oyuncunun ”Miami Heat” demesiyle, sevinç çığlığı atarken, ”Bu, çok çılgınca bir şey olacak. Heat tarihinde yeni bir bölüm başlıyor” yorumunu yaptı.
Heat Başkanı Pat Riley de, açıklamasında, ”LeBron James ve Chris Bosh’un Miami’ye gelerek, büyük oyuncumuz Dwyane Wade ile güçlerini birleştirme kararı almalarından dolayı çok heyecanlıyız. Taraftarlarımızın uzun süre gurur duyacağı bir şeyi inşa etme fırsatını sabırsızlıkla bekliyoruz” dedi.
James’in kararını açıklamasının ardından, Miami sokaklarında da kutlamalar yapıldı.
Öte yandan, James’in yeni sezonda takım arkadaşı olacak Chris Bosh da, Twitter’dan gönderdiği mesajda, gelişmeden duyduğu heyecanı dile getirdi.
Cleveland’da ise bazı taraftarlar LeBron James’in formasını yakarken, Cavaliers’in sahibi Dan Gilbert da, takımın internet sitesinde yayımladığı mektupta, James’i bencillikle suçlarken, ”Size garanti veriyorum; Cleveland Cavaliers, eski ‘kral’dan (LeBron James) daha önce NBA şampiyonu olacak” ifadesini kullandı.
Cleveland, Boston’u devirdi!
10 May
Amerikan Profesyonel Basketbol Ligi’nde (NBA) doğu konferansı yarı finalinin ilk maçında, Cleveland Cavaliers, evinde Boston Celtics’i 101-93 yenerek, seride 1-0 öne geçti.
Cleveland’da Quicken Loans Arena’da oynanan maçta, sahanın en skorer oyuncusu 2. kez üst üste En Değerli Oyuncu (MVP) seçilen Cavaliers’dan Lebron James oldu.
James, 35 sayı, 7 ribaunt, 7 asistle takımının galibiyetine büyük katkı sağladı. Cavaliers’de Mo Williams 20 sayı, 6 asist, Shaquille O’Neill, 11 sayı, 4 ribaunt, Antawn Jamison da 7 sayı 9 ribauntla oynadı.
Celtics’de takımın en skorer oyuncusu 27 sayı 12 asistle ”double-double” yapan oyun kurucu Rajon Rondo oldu. Boston ekibinde Kevin Garnett 18 sayı, 10 ribauntla ”double-double” yaptı, Ray Allen, 14 sayı, Paul Pierce 13 sayı kaydetti.
Boston Celtics, karşılaşmanın ilk çeyreğini 26-20, devreyi 54-43 önde kapattı. Cavaliers 3. çeyrekte 36 sayı atarak, bu çeyreği 79-78 önde tamamladı. Maçın bitimine 5 dakika kala skor 90-90 oldu. Son 5 dakikada Shaquille O’Neill’in 4, Lebron James’in 7 sayısına sadece Rondo’nun 1 serbest atışı ve Garnett’in basketiyle karşılık verebilen Celtics, 101-93 mağlup oldu.
Serinin 2. maçı yarın Cleveland’da oynanacak.
-LEBRON JAMES-
Lebron James maçtan önceki açıklamasında, bu sezon da geçen sezonki gibi MVP seçildiğini doğruladı ve ödülü iki sezon üst üste kazanmaktan memnuniyet duyduğunu belirtti.
25 yaşındaki Lebron James, bu sezon 29.7 sayı, 7.3 ribaunt ve 8.6 assist ortalamalarıyla takımına büyük katkı yaptı.
James, en az 2 kez art arda MVP seçilen 10. NBA oyuncusu oldu. Daha önce, Bill Russell, Wilt Chamberlain, Kareem Abdul-Jabbar, Moses Malone, Larry Bird, Magic Johnson, Michael Jordan, Tim Duncan ve Steve Nash en az 2 sezon art arda MVP seçilmişti. Russel, Chamberlain ve Bird, 3 sezon art arda MVP seçildi.
James, açıklamasında 2 kez üst üste MVP seçilerek bu isimlerle bir arada anılmanın gurur verici olduğunu söyledi. Lebron James, ”Doğrusunu söylemek gerekirse bu başarılması zor bir şey. Bireysel olarak bunu yapmak ve sevdiğin bir kentte, sevdiğin takım arkadaşlarının arasında yeteneğini göstermek süper” dedi.
NBA, henüz Lebron James’in MVP seçilmesiyle ilgili resmi açıklamayı yapmadı. Lebron James, geçen sezon 121 oyun 109′unu alarak MVP seçilmişti.
Son çeyrek canavarı: 96-110
9 May
NBA’de play-off heyecanı devam ediyor. Batı Konferansı yarı final mücadelesinde Phoenix Suns AT&T Center’da konuk olduğu San Antonio yu 110-96 mağlup ederek seride durumu 3-0′a getirdi.
Maça damgasını vuran isim ise bir play-off maçının son çeyreğinde takımının kaydettiği 39 sayıdan 24′üne imza atan Goran Dragic oldu.
Phoenix Suns’ın tecrübeli oyuncusu Grant Hill son periyot ve Dragic’i “Hayatımda play-offlarda gördüğüm en iyi son çeyrek performansıydı” şeklinde yorumladı. Maçı 26 sayı 2 ribaund, 3 asist ile bitiren 1986 Ljubljana doğumlu Yugoslav guard’a Suns’da eşlik eden 21 sayısı ile Jason Richardson oldu.
San Antonio Spurs’te ise sayı yükünü çeken Manu Ginobili’nin 27 sayı, 5 asist, 1 ribaundluk performansı yenilgiyi önleyemedi.
Öte yandan gecenin diğer maçında ise Cleveland Boston Celtics’i deplasmanda 124-95 mağlup ederek seride 2-1 öne geçti.
[contact-form 404 "Not Found"]Utah’da Mehmet Okur farkı: 102-88
9 May
NBA’de Utah Jazz, sahasında New Orleans Hornets’i 102-88 mağlup ederken, Mehmet Okur 25 sayıyla maçın en skoreri oldu.
Amerikan Profesyonel Basketbol Ligi’nde (NBA), Mehmet Okur’un takımı Utah Jazz, sahasında New Orleans Hornets’i 102-88 ile geçerken, milli basketbolcu 25 sayıyla maçın en skorer ismi oldu.
Energy Solutions Arena’da 19 bin 911 kişinin izlediği karşılaşmanın 38 dakikasını sahada geçiren Okur, 25 sayı, 7 ribaunt ve 4 asistle etkili bir oyun sergiledi. Okur’un takım arkadaşlarından Deron Williams 20 sayı, 13 asist ve 2 ribaunt kaydederken, Ronnie Brewer da 16 sayı ve 5 ribaunt üretti.
Chris Paul’ün 24 sayı, 7 ribaunt ve 5 asisti ile Rasual Butler’in 21 sayı ve 1 ribaundu ise Hornets’in yenilgisini önleyemedi.
Maçın ilk çeyreği, Jazz’ın 28-21 üstünlüğüyle sona ererken, devre de bu takımın 84-76 lehine tamamlandı. Karşılaşmanın 3. periyodunu da 84-76 önde tamamlayan Jazz, sahadan da 102-88 galip ayrılmayı bildi.
Kuzeybatı grubunda 3. sırada bulunan Jazz, bu sezon çıktığı 56 maçta 33 galibiyet, 23 de yenilgi aldı.
Jazz – Lakers 2. Maçı 103 – 111 Lakers Aldı
9 May
Utah maça Kobe’ye getirdiği ikili sıkıştırmalarla savunmada kısa süreliğine etkili göründü ve Deron Williams’ın iki asist iki üçlüğüyle skoru erkenden 11-4 yaptı. Ancak Kobe’ye yardımı getiren oyuncu (ilk çeyrek genelince Miles oldu bu) rotasyonda gecikip Kobe’nin de pas vermeye niyetli olduğu bir geceye denk gelince çoğu Lakers hücumunun boş oyuncunun şutuyla bittiğini gördük. Bu double teamlerin nimetinden yararlanan bir numaralı isim son zamanlarda felaket üçlük atan Artest oldu doğal olarak. Kullandığı 4 üçlüğün 3’ünü kaçırdı yine ama yaptığı savunmanın ödülü olan bir iki basketle birlikte ilk yarıda 10 sayıya kadar ulaştı. İlk çeyrek, 4 üçlük bulan Utah takımının 7 sayı 4 asist yapan Deron Williams’tan en fazla katkı aldığı bölümdü maç boyunca. Lakers hücumda sahip olduğu bariz üstünlükleri rakibe karşı uygulasa da Utah da bir şekilde maça tutundu ve çeyrek 23-27 LA üstünlüğüyle sonuçlandı.
İkinci çeyreğe Lakers yine Kobe’nin içeri ve dışarı çıkardığı boş pozisyonlardan bol bol sayı üreterek başladı, ancak rakiplerinde ilk çeyreğin aksine tam bir kaos havası hakimdi. Savunmada zaten gelen geçen turnikeyi bıraktı orasını zaten playofflar boyunca gördük kendilerinde ama hücumda da çok zorlandılar. Mesela Korver’ın 14-15 saniye topla olduğu yerde durup, süreyi verdiği pası geri alıp şut atarak bitirdiği bir pozisyon var. Diğer bir saçmalık da çeyreğin sonunda Price’ın Koufos’a fırlattığı alley oop pasıydı. Pas potaya yaklaştığında Koufos panyanın arkasındaydı neredeyse. Utah’ı hücumda kurtaran şey ise Millsap’in topsuz alandaki yaratıcılığı ve bu maçta tanık olduğum topla kendine pozisyon yaratma becerisiydi. Hücum ribaundlarını da atlamayalım tabii ki. Özellikle Millsap’in yardımlarıyla (bu çeyrekte 4 tane çekti) devrenin sonunda 11-12 hücum ribaunduna ulaşmıştı Jazz. Tabii bu kesinlikle pota altında üstünlük kurdukları anlamına gelmesin çünkü Lakers hücumda içeriden komik denecek kadar rahat bitiriyordu. Bir takımın en büyük skor katkısı yapan ismi boy olarak pozisyonuna göre eksik olan biri olunca savunmada bu çeşit zorluklar yaşıyorsunuz elbette. Özellikle karşınızdaki takım Lakers ise. Sonuç olarak Gasol 13, dışarıda sürekli boş kalmasına rağmen sayılarını içeriden üreten Artest 12 ve tek bacağının bir kısmı çalışmayan (öyle söyleniyor en azından) Bynum’dan 11 sayı geldi. Kobe şut olarak pek verimli başlayamasa da 8 sayı ve 7 asistle takımına katkı yapmayı başardı. Utah’ta başı çeken isim ise 16 sayısının 14’ünü 2. çeyrekte bulan Millsap idi. Aynı Millsap’in 6’sı hücumda 8 ribaund da aldığını söylemeliyim.
İkinci yarıya Lakers maçın genelinde olduğu gibi iyi başlasa da kaçan şutlar ve top kayıplarının hakim olduğu kısa bir süreçte Miles, Boozer ve Williams’ın attıkları sayılarla fark 9’a kadar indi. Tabii Lakers Gasol ve Bynum’un rahatça ürettiği sayılarla niye maçı üstün götürdüklerini gösterdiler. İkili sıkıştırmalar bu çeyrekte biraz daha azaldı ve Kobe Matthews’a ve Miles’a karşı post-up imkanı buldu bol bol. Bacaklarını daha iyi hissettiğinden bahsetmiştik, şut atarkenki yükselişi de bunu destekliyor. Ancak nedense arkasında Matthews gibi bir çaylak varken o çok geliştirdiği ayak oyunlarını fazla görmedik Kobe’den. Bunun yerine birkaç zor şut ve aldığı faullerle skor üretimini sağladı yıldız oyuncu. Utah’ın yıldız Williams ise karşısındaki Fisher’a karşı olması gerektiği gibi hızıyla üstünlük kurdu ama bir önceki maçta olduğu gibi iki uzunun arasında sıkışıp kalınca pas vermek zorunda kaldı. Boş oyuncuyu da başarıyla bulduğunu söylemeliyim ama bu şutlar çoğunlukla basketle sonuçlanamadı. Ben 3. çeyrekte içeriden rahatça bitirdiği tek pozisyon hatırlıyorum, o pozisyonda da Fisher daha basket olmadan kollarını açmış “nerede yardımım” diyordu bile. Yani yine özetle Lakers uzunları diyorum bininci defa da olsa.
77-87 Lakers üstünlüğüyle biten 3. çeyreğin ardından Korver’ın 4, bir önceki periyot sadece bir şut kullanan Millsap’in 2 sayısıyla Utah 6-0’lık seri yakaladı ve durumu 83-89’a getirdi. Lakers bunun ardından kısa bir bölümde yine kolay basketler bularak 11’e getirdi farkı ama Utah yine geri gelmesini bildi ve bu sefer farkı 4’e indirdi. Ve ilginçtir, serinin birinci maçında olduğu gibi 4. çeyrekte fark azalırken Deron Williams yine sahada yoktu. Erken konuşmamak lazım ama Denver aklıyla oynuyor diye ne kadar övdüysek bu seride de liderliğini sahaya yansıtamadığı için o kadar eleştirmek gerek. Fark bu civarlarda devam etti, ne Lakers açabildi ne Utah rakibinin yakasını bıraktı. Ama baştan beri bahsettiğim şey yine kendisini gösterdi; Lakers bir pozisyonda üst üste 3 hücum ribaundu alarak (hiç biri şansa değildi) içeride Utah’tan ne kadar üstün olduğunu bir kez daha gösterdi. Matthews’ün üçlüğüyle fark tekrar 6’ya indi ama kalan süreyi çok iyi eriten Lakers, Odom’ın topu oyuna sokarken diğer köşede unutulan Artest’e verdiği pas ile kolay 2 sayı daha bulunca maçı 103-111 kazandı ve deplasmana giderken seriyi 2-0’a getirdi.
Oyunculardan bahsederken yine Lakers uzunlarıyla başlayacağım tabii ki.
Gasol 7-11, 22 sayı 5’i hücumda 15 ribaund 2 blok. 6 da top kaybı var ama.
Bynum 7-9, 17 sayı 14 ribaund ki 13’ü ilk yarıda geldi, 4 blok.
Odom 4-4, 11 sayı 15 ribaund 4 asist 3 blok.
Bu üçlüyü topladığımızda 50 sayı 44 ribaund ediyor ki Utah’ın takım olarak aldığı ribaund sayısı 40.
Kobe de 22’de 10’la 30 sayı (10/11 çizgiden), 7’si ilk yarıda gelen 8 asist ve 7 top kaybıyla müthiş ötesi bir maç geçirmese de sezon sonu ve OKC serisinde gördüğümüz acizliğinden oldukça uzak. Artest 17’de 7 saha içi, 16 sayı 5 hücum ribaundu; diğer playoff maçlarına göre baya iyi. Ama 7’de 1 üçlüğü var hala, çoğu da boş atışlardı. Bunları oturup çalışması lazım doğru düzgün.
Utah’ta ise devre arasında Inside the Nba’de verilen şöyle bir istatistik var; Utah takımı turnikelerden 24 sayı, smaçlardan 10 sayı yemiş. İkinci yarıda daha da acınası olmuştur ama durumu anlatıyor sanırım. İkinci çeyrekte çok iyi oynayan Millsap’i skor üretmek için oyunda tuttular ama sonra unutup gittiler. Fesenko ve Koufos desen pota yakınlarına koyacağınız direkten farksızlar, sadece 3 saniye ihlaline düşmüyorlar. Ayrıca Fesenko 7’de 1 attı ki çoğu boyuna posuna göre kolaylıkla bitirebileceği atışlardı. Ona da selam buradan. Williams 16’da 4 sadece, 15 sayı 9 asist. Sahadaki hali istatistiklerinden de beter, hiç NBA’in en iyi oyun kurucusu gibi durmuyor yani. Utah’ta zincirleri eline alması şart. Boozer Mehmet’in yokluğunda iki uzunla boğuşurken çok yoruluyor; 21’de 9’la 20 sayı 12 ribaund 4 asist ama 6’da blok yedi. Savunmadaki halini bilmeyen yok zaten. Kısacası 10/17 ile 26 sayı 11 ribaundla oynayan Millsap ve 5/11 toplam, 4/6 üçlükle oynayan Matthews’den başka doğru düzgün katkı yapan olmadı. Haliyle yenilgi de sürpriz olmadı.
Sonuç olarak, bariz Lakers üstünlüğü bu maçta da devam etti. Ben Utah’ın evinde iki maç alacağını düşünüyordum ama şüphelenmeye başladım. Utah’ta seyircinin desteğiyle coşacağı durumlara iki maçta da geldiler ama maça tutunmalarını sağlayan tek şey çabaları.
2009-2010′un Yükselenleri
7 Oca
Merhaba sevgili basketbolseverler… Harika maçlara sahne olan uzun NBA maratonu biz NBA takipçileri için bulunmaz bir nimet. Üzerine kafa yorulacak, tartışılacak ve yazılacak o kadar çok şey var ki.. Ben de sizlere bu sene performanslarını arttıran birkaç oyuncudan bahsedeceğim….
Zach Randolph
Bu yıl beni en çok şaşırtan çıkışı Zach yaptığı için 1 numaram. Demek ki Zach’in dilinden bizler anlamıyormuşuz. Yeteneğinden kimsenin şüphe etmediği ve 2003-2004 te MIP olan bu adamı sırf mentalitesi yüzünden bu seneye kadar takımında görmek isteyecek çok az kişi vardır. Ama o kendi gibi sorumsuzların içine düşünce (Memphis’e) 2 eksi bir artı hesabı takıma çok faydalı oldu ve bizleri şaşırttı. Memphis’in şuan ki istatistiksel lideri durumunda. Maç başına 19.6 sayı 11 ribaunt gerçekten göz kamaştırıcı. NBA’de 20-10 civarı oynayan 3-4 oyuncudan biri.. Özellikle Marc Gasol’la olan uyumu harika. Savunmada, Gasol onun da görevine ortak olup Zach’in kendini hücumu vermesini sağlıyor. O da bizlere NBA’in en iyi pota altı bitiricilerinden olduğunu gösteriyor.. Boyalı alan oyunlarıyla ve 3 lük çizgisini dahi aşabilen şutlarıyla muazzam bir hücumcu. Savunmada hala zaafları olsa da takımı ateşlediği bir gerçek. Özellikle son dönemde Memphis’in yakaladığı çıkışın baş mimarı. Bazen kendini kaybedip sayı-ribaunt istatistiğinde 25-15’i geçip yeteneğinin sınırlarını bizlere gösteriyor. Umarım bundan sonra da Zach bu performansını sürdürür ve Memphis’i izlememiz için bir sebep olur.
Brook Lopez
Çöküşteki New Jersey’in Harris’le birlikte geleceği. Geçen yıl draft edildiğinde kimse ondan böylesine bir performans beklemiyordu. İyi bir takım oyuncusu olacağı kesindi fakat o gözünü yıldızlığa dikmişti. 19.1 sayı 9.7 ribaunt ve 2 top çalma istatistiği sanırım çok şey anlatıyor. Oyun bilgisi bu yaşta bu kadar iyi olan uzun bir Duncan’ı hatırlıyorum. Pota altında uzun kollarıyla her topu çembere bırakabiliyor. Girmeyen şutları takip edip tiplemesi de ayrı bir avantajı. Çok geniş bir oyuncu olmadığı için rakip uzunlar pota altına rahat girse de burada blok sezgisini konuşturuyor. Ayrıca durması gerektiği yeri iyi bildiğinden bu fiziki açığını kapatıyor. Her ne kadar süper star seviyesine çıkamayacak olsa da NBA’in hatırı sayılır uzunlarından olacağı kesin..
Carl Landry
NBA’de 3. yılını geçiren Landry de Zach ve Brook Lopez gibi patlama yapan uzunlardan. Kendisini yılın en çok gelişme kaydeden oyuncusu (MIP) adayı olarak görüyorum. Yao ve T-Mac’in sakatlık kurbanı olduğu bu sene kimse onlardan böyle bir performans beklemiyordu. Bunun en büyük sebebi şüphesiz takımın %100, Landry’nin %200 performansla oynamasıdır. Önceki 2 senesinde güzel smaçları haricinde pek dikkat çekmeyen Landry belki de bir daha yaşayamayacağı bir altın sezon geçiriyor. 26 dk. Süre içinde 16.6 sayı ve 5.6 ribaunt ortalamaları; tam anlamıyla muazzam bir performans. Bençten gelip takımı adeta sürüklüyor. Atletik, güçlü, cesur bir oyuncu ve smaç vurmaya bayılıyor:) Gereksiz şutlarından kaynaklanan açığı smaçlarıyla kapatıp %50 saha içi isabetini yakalamış durumda. Scola, Hayes gibi takım arkadaşlarına uyarak o da boyunun çok üstünde değerlendirilmesi gereken bir oyuncu olduğunu gösterdi. Bu dinamik adam da yıldız ışığı göremesem de konsantrasyonunu biraz daha savunmaya vererek daha iyi yerlere gelebileceğini düşünüyorum .
Tyreke Evans
Sene başında Jennings fırtınasında pek görünmeyen Evans’ın kaderi K.Martin’in sakatlanmasıyla değişti. Herkes Sacramento’dan umudu kesmişken bu genç adam Sacramento’ya güneş gibi doğdu. Öncelikle çaylaklar içerisinde pozisyonuna göre fiziği NBA’e en uygun oyuncu. Bunu harika kullanıyor. Çaylak yılında böylesine potaya penetre edebilen özel guardlar kolay bulunmuyor. Oyun stili ve güçlü fiziğiyle D.Rose tarzı bir oyuncu. Korkmadan şut atabilmesi de çok önemli bir özelliği.. Şu an yılın çaylağı ödülünün 1 numaralı adayı. Jennings’i geçmesinin 2 büyük nedeni var.1.’si Evans takım oyununu ön planda tutan bir oyuncu.. Jennings ise O.J. Mayo gibi kendine oynayan bir oyuncu. 2. neden ise Redd’in dönüşüyle Jennings’in daha az top kullanması.. K.Martin’in dönmesiyle Evans’ın 20 sayı, 5 ribaunt, 5 asist civarı olan ortalaması düşecek olsa da Jennings’in durumuna düşmeyeceğine eminim..
Ersan İlyasova
İlk Milwaukee deneyiminde istediğini veremeyen Ersan, Barcelona’da kendini tekrar ispatlayıp, 2. kez Milwaukee’nin yolunu tuttu. Bu kez işler daha farklıydı. Ersan özgüven sorununu aşmıştı ve Skiles’ın gözüne girmeyi başarmıştı. Ersan’ın lehine olan bir diğer gelişme de Redd’in sakatlanması oldu. Böylece Takım Ersan ve Jennings merkezli oynamaya başladı. Tabi Ersan’ımız da aldığı her dakikanın kullandığı her topun hakkını fazlasıyla verdi. Kendinden 1 gömlek üstün 4 numaralarla adeta meydan savaşı yaptı. Enerjisini oyunun 2 yönüne de vererek günümüz ideal NBA oyuncusu kıvamına geldi. Hücum repertuarında her şeyden azar azar var. Şut atıyor, turnike bırakıyor, boyalı alanda fena değil. İşin savunma yanında ise Avrupalı olmanın avantajını görüyor..O kene gibi rakibe yapışma esaslı savunma anlayışının temsilcilerinden biri de Ersan.. Her zaman söylerim. Yararlılık bakımından Milwaukee’nin en faydalı oyuncusu durumunda (25 dk., 11.7 sayı,7.1 ribaunt) Son birkaç maçta kötü oynamasına rağmen bu ortalamayı tutturmuş durumda (Zaten bu yazıyı 1 ay önce yazsaydım kimse niye Ersan bu listeye girmiş diye düşünmezdi). Hedo ve Memo’dan bekleneni alamadığımız bu sezon yüzümüzü güldüren Ersan’a teşekkürlerimi sunuyorum..
Yükselenler listesine Kaman, Noah, J.Thompson, Crawford ve K.Love gibi daha birçok isim eklenebilir. İtirazım yok. Fakat ben bu isimleri seçerken performanslarını tüm seneye yaymalarını ve beklentileri ne kadar karşılayabildiklerini göz önüne alarak yazdım. Son olarak ribaund canavarı olan G.Wallace, rahatlıkla süper star diyebileceğimiz Durant ve Hedo’nun takım arkadaşı Bosh’u unutmadığımı ve bu isimler kendilerinden beklenen gelişimi gösterdiği için yazımda yer vermediğimi belirtmek isterim. Umarım Ersan’ın yanında diğer temsilcilerimiz Hido ve Memo da bu listenin müdavimleri arasına isimlerini yazdırırlar ve bizi gururlandırmaya devam ederler.
M.Akif KARABULUT makifkarabulut@3sayi.com
Krallar Artık Soytarı Olmaktan Bıktı
25 Ara
Batı yakasının güzel şehri Sacramento .Spora yakın bir şehir.Ama tabi Amerika’dayız.NBA yine birinci planda bu şehirde..Hele ki 2000’li yılların başındaki o efsane takımdan sonra iyice NBA ateşi,duygusu ve heycanı yanıp tutuştu bu Sacramento şehri.Nitekim bu yazıya başlamadan önce biraz o yılları hatırlamalı,anılarımızı tazelemeliyiz.
Bir Sacramento takımı varki öyle böyle değil hani.Guard’ından tutunda pivotuna kadar kusursuz desek pek abartmış olmalıyız.Kariyerinin en iyi dönemi yaşadı o kadrodaki oyuncular.Mike Bibby’sinden tutunda,Peja’sına kadar..Chris Webber ,Divac ve …diğerleri.NBA kasıp kavuran takım ilerde daha da artacak olan Spurs ve Lakers’ın o kimine göre can sıkıcı kimine göre sert kimine göre de gereksiz rekabetini başlatmamak için araya girmeye çalışmakta.Pek çok takım denedi bunu,Sacramento’dan sonrada deniyenler oldu ama başaramadılar.Kimileri daha yolun başında ruhunu teslim etti,kimileri ise son anda bu işi tam başardım derken hayal kırıklığına uğradı.Ama bu kez böyle olmamalıydı,Kings bunu istemiyordu.Dolayısıyla tüm sezonu bu havada geçirdiler.Lakers git gide nefretle Kings’i izlerken ,Kings batının abilerini ağzı açık bırakmanın tatlı keyfini yaşıyordu.İşte,Sacramento’nun artık Lakers ve benzeri büyüklerin hanedanlığına son vermesi için tam zamanıydı.Playoff zamanı.Kings beklendiği gibi ilk 2 turu rahatça geçti.Sırada Batı Konferansı finalleri vardı.İşte rakipte Lakers.Lakers egemenliğini bitirmek isteyen pek çok takım yani daha doğrusu bunu isteyipte kılpayı kaçıran takımların çoğu son anda kaybetmişlerdi.İşin ilginç tarafıda kaybettikleri hep o artık görmek istemedikleri takımdı….Los Angeles Lakers.
İşte finaller başladı.Başlamaz olaydı.Diğerlerinin başına gelen Kings’inde başına geldi..En iyi kulüp zamanında diğer takımlara olan,onlarada oldu.Lakers,Kings’i tarihin karanlık sayfalarına itti.Büyük bir acı.Kolay atlatılmaz.Bu laflar kesinlikle Kings için söylenebilirdi.Kobe ile Shaq’a ezilmekten tutunda,Robert Horry’den son saniye basketi yemek.Ne lanet olay varsa başlarına geldi.Finallere çıktıklarına binbir kere pişman oldular.

Bir daha da toparlan toparlanabilirsen.Kimse toparlanmalarını beklemiyordu.Beklenen de oldu.Hani Amerikan’larda kalıplaşmış bi söz vardır.O korkunç finalden sonra işte o kalıplaşmış söz dudaklarda dillerde gep söylendi.’’The begining of the end of Sacramento’’.Nitekim yavaş yavaş,yaprak dökümü başladı.Takımın gülleri,hayatı herşeyi soldu.Bibby,Divac,Peja,Webber ve diğerleri birbir kayboldular.Hemde bir anda oldu.Bir anda Sacramento tahtan indi ve hiç kimsenin umursamadığı soytarı rolüne büründü.Bu kadar kolaymıydı yani?Bunca emekten sonra unutulmak hiç yürek yakmazmıydı?Kolaydı evet içini de yakıyodu.Ama kaçış yoktu.Eski Arco Arena ateşi artık yanmıyordu.

Günümüze kadar uzun bir yıl süreci var.En az 6 yıl.Sacramento ne yaptı peki dersiniz?Hani normal bir basketbolsever şu soruyu sorabilir;
‘’Sacramento bu şaşalı yıldan sonra hemen zirvede kalmaktan vazgeçmedi değil mi?Savaşmaya devam ettiler??’’
Sorunun cevabı 6 yıl boyunca hayır oldu.Ne bir hareketlenme ne bir basketbol.Takım sıfır.Sıfırdan başka anlatacak tanım bulamadım.Ama nasıl anlatabilriim ki?Hiç bir şey yapmazmı bir takım ya?Hele böyle güzel günlerden sonra.Hiç mi özlemediniz o günleri diye sorarım ben adama…
Bunu tek düşünmeyen Sacramento Basketbol Kulübü oldu.Düşünmeden plansız hareket ettiler ve batının dibiyle kendi adları özleşti.Geçen sene bir laf duydum ki içimi parçaladı.
Kaan Kural’ı hepimiz biliriz.Murat Kosova ile birlikte NBA için güvenebileceğim nadir insanlardan biridir.İşte kanal yayınlıyor bu hafta izleteceği maçları.Sıra sıra geçti,Dallas Mavericks-Sacramento Kings maçına geldi.Birden işte o muhabbet başladı.Kaan Kural şöyle dedi;’’Şimdi 2002-2003 yılları olacaktı bu maçı düşünsene Murat,hemde Arco Arena’da.Bu Dallas-Kings rekabeti müthiştir.Ama şuanda çok zevksiz bir maç izliycez.Eskisi gibi olsa bu maçı izleyin derdim’’
Burada Kaan Kural’a kızmadım tabi,aksine çok doğru söyledi.Ama insan şöyle bir düşününce de iç geçirmeden edemiyor.Keşke olsaydı da izleseydik!Arco Arena ölü durumdaydı.13 bin küsür seyirciyle en az seyirci saysını elinde burunduruyordu bu salon.Eskiden olsa,gördüğümüz futbol maçlarındaki gibi her yer dolardı.Ama artık o günlerde eskide kalmıştı.Geçen sene Sacramento’nun 6 yılının özeti olan bir durumu vardı ki içler acısı.

Bir takım NBA tarihinde diğer konferanstan takımlarla kendisi hariç 29 kez maç yapar bir sezonda.Şuana kadar NBA tarihinde de hiçbir takım diğer konferanstan bir takıma 29 maçı da kaybetmemiştir.Sacramento bunu az daha başarıyordu.Son 2 maça gelince NBA’de bir panik oluştu.Sacramento’nun doğu konferansından iki rakibi vardı.İkisinide kaybederse,utanç verici o damgayı kafalarına yiyeceklerdi.Allah’tan Knicks yardımlarına koştu ve Sacramento’yu bu durumdan kurtardı.Son maçında Philadelphia’ya yenilselerde en azından 1-28 ile yırttılar.Ama buna sevinmelilermydi?Şakamı bu?Buna cidden sevindiler mi?Merak ediyorum.Ciddi bir şekilde düşünürsek,siz sadece 1 galibiyet almışsınız.Bu sizin tembelliğinizi gösterir.Bu sizin basketbola olan inancınızı tamamiyle kaybettiğinizi gösterir.Bu sizin…neyse devam etmiyeceğim yoksa bu yazı bitmeyecek!!Kings bu 1 galibiyet dışında koca sezonda 16 galibiyet alabildi.Bunuda başarı olarak sayabiliriz.En azından ilerde 2009 Draftı’nda başlarına koncak talih kuşuna kavuşmak için olumlu bir sonuçtu.
2009 Draftında başlardan hak kazandı adam seçmeye Kings.Başta basketbol dünyası seçilecek adama acıyordu.’’Kings’te kariyerini eritecek çocuk!’’.Seçtikleri adam Tyreke Evans’tı.Parlak bir çocuk.En azından bir ruh getirsin diye onu geliştirmek için Yaz Ligine yolladılar.Yaz Ligindede bu adam kendini geliştirdi.Bir NBA oyuncusu olmak için gerekli şeyleri ufak ufak öğrendi.
| Click this bar to view the full image. |

NBA zamanı geldi çattı.2009-10 sezonu başlıyordu.Umutsuz Kings’in tek umudu Tyreke Evans’tı.O da sezona pek parlak bir başlangıç yapamadı.Basketbol dünyasının beklediği,Kings’in ise beklemediği şey oldu.Kötü bir çaylak başlangıcı.Sonra takımın en iyi şutörü diyebileceğimiz adam Kevin Martin şanssız bir sakatlık geçirip takımdan uzak kaldı.İşte bu bir devrim oldu.
Martin’in gitmesiyle aşka gelen Evans bir oynamaya başladı.Bir oynamaya başladı.İnanılmaz kelimesinin altını çizerek söylüyorum.İnanılmaz bir performans.O böyle oynarken Kings hala kaybediyordu ama en azından umut veriyordu.Klasik tabirleGünler bir bir geçerken Evans harika performansına devam ediyordu.Canı sıkılmış olacakki,Garcia ve Thompson’da Evans’a katılalım dediler.Bir katıldılar baktık Kings kazandı.Bu Kings’in hoşuna gitti.
Kings için hep derim ‘’Bir şeyi bi kere yaptılar mı,hep yaparlar’’
Yani yaptılarda.İçerde öyle maçlar kazandılar ki geçen seneki Kings bu muydu dedik?Tyreke Evans,Francesco Garcia,Thompson’ın başını çektiği kadro tüm NBA’e ;
‘’Biz kralız,soytarılıktan bıktık’’mesajını veriyordu…
Şu anda takım bu yazıyı yazarken,yıllar sonra playoff için adını geçirmekte.Umutlu olarak,bu mevkiden birkaç adım daha çıkıp geleceği sağlamlaştırmak adına 8.sıradan playoff yapabilir.Lakers gelsin,Phoenix gelsin..4-0 elensin Kings.Sorun değil,bu takım bu sene kuruldu.Tecrübe kazanmaları önemli.Birşeyler öğrenebilirlerse ne mutlu olanlara.Şimdi Martin’de döndü ve buna rağmen Kings kazanıyor.Umarım ki bu devam eder ve tekrar o Arco Arena ateşini görebiliriz.Bu yıl olmasa da seneye belki 2011 ama yeterki bir daha o heycanı yaşayalım..

…
Kaan Özkan
İlginç bir takım:Denver
17 Ara
Merhaba sevgili basketbolseverler.2.yazımla sizlere merhaba diyorum.Başlıktan da anlaşılacağı gibi bu yazımda eksileri,artıları,inenleri,çıkanlarıyla Denver’ı enine boyuna ele aldım.
Carmelo’nun takıma katılmasıyla başlayan yükselişleri,geçen sene pik yaptı ve batı finalinde mücadele ettiler. Bunda takım kimyasındaki değişim ve oyuncuların performanslarının artması çok etkili olsa da unutmayalım ki geçen yıl batının favorilerinin(Lakers hariç) formsuz oluşu da Denver’ın yükselişinde yadsınamaz bir gerçek.
Bu seneye bakarsak Denver yine sezona iyi bir başlangıç yaptı ve bu sene de potanın içinde olacağını gösterdi.Herkesin ortak kanaati olan Billups geldi takım savunmayı öğrendi; mantığı aynen devam ediyor.Diğerlerinin de ona uyum sağlaması özellikle taraftarlarını heyecanlandırıyor. Peki bu takım savunmayı gerçekten iyi yapıyor mu?Bu konuda takımın istatistiklerine bakmanız yeterli olacaktır.Maç başına 101 sayı yiyen bir takım sizce iyi bir savunma takımı olur mu?O zaman Boston,Cleveland,Lakers ve hatta ort. 95 sayı yiyen Oklahoma’ya haksızlık yapmış oluruz.Savunmayı takımdan bireysele indirgersek bu takımın savunma üzerine oynayamayacağı çok açık.Öncelikle pota altının bir numaralı ismi Nene kesinlikle savunması zayıf bir oyuncu.Kenyon Martin sakatlığı sonrası bir türlü o şaşalı New Jersey günlerine dönemiyor.C.Andersen ise inanılmaz hırsı ve atletikliği ile takımı ateşleyen bir oyuncu.Kısalara baktığımızda Billups ve Affalo takımın tartışmasız en iyi savunmacıları.Denver’ı iyi takip edenler bilir; özellikle Affalo savunmanın gizli kahramanı.Carmelo,J.R. ve Lawson ise Nba’in kesinlikle iyi savunmacıları değil.Zaten Melo’nun en çok eleştirilen yanı savunması.Kobe,Lebron gibi onun ayarındaki oyuncularla kıyaslarsak hak vermemek mümkün değil.
Yazımın başını okuyan biri bu adam Golden State’i mi anlatıyor diyebilir:) ama bunlar Denver’ın gerçekleri.Savunma faslını geçersek Denver gerçekten çok opsiyonlu bir hücum takımı.Phoenix’le birlikte 108 sayı ile bu alanda liderler.Bu sene şutlarını daha da geliştirip sayı krallığında zirveye yerleşen Melo bu tablonun baş ressamı.Sayı anlamında herşeyi yapıyor.Şutları,penetreleri,boyalı alan oyunları,serbest atışları gerçekten etkileyici.Onla ilgili söyleyecek çok şey var ama takımın starı olduğu için zaten göz önünde.Billups’a gelirsek olgunluk olayını aşmış bir adam.Yıllarca Detroit gibi bir takımı oynatıp altın çağlarını yaşatan Billups’ın Denver’a gelince yaptığı ‘Bu takım Carmelo’nun takımı ve ben onun takımının bir parçasıyım’ sözleri bunun kanıtı.Tüm sporculara örnek olacak bir davranış.(Ne kadar savunmalarını beğenmesemde ) Takım savunmasını başlatan isim Billups.Billups’ın gelişiyle takım savunmaları rezillikten vasata yükseldi:) Diğerlerini de bu konuda motive ettiği kesin. Onun haricinde yine sezon içinde kendini pek sıkmadan takımı oynatıyor.3 lüklerde,serbest atışlarda ise bildiğimiz gibi .Yaşı ilerlediği için enerjisini verimli kullanmak zorunda olduğunu iyi biliyor.
Takımın bir diğer guardı J.R. Smith ise ilginç bir oyuncu.Agresiflikte Artest ve R.Evans’a rakip.Bu yaz da arkadaşının ölümüyle sonuçlanan trafik kazası sebebiyle 24 gün hapis yatarak son noktaya ulaştı..Ama dediğim gibi ilginç adam, şimdi hiçbirşey yokmuş gibi oyununu oynuyor.Başka biri olsa kolay kolay toparlanamazdı.Bunda Denver yönetiminin verdiği destek ve en önemlisi J.R Smith’in vicdanına yenilip büyük pişmanlık duyması baş rol oynadı.Umarım böyle devam eder. Oyun olarak geçen seneki gibi.Potaya çılgınca dalışları,ilginç şutları ve dinamizmiyle takımın önemli bir silahı.Melo’dan sonra spektaküler sayılar atabilecek tek Denver’lı.Günün de olduğunda öyle saçma sapan atışları(özellikle 3lükler) giriyor ki şaşırmamak elde değil.Ty Lawson ise Denver’ın sürpriz çaylağı..Ortalama 20 dk. oynayıp 7.9 sayı atıyor.Ama bundan önemlisi neredeyse %5o ile atması ve takıma çok çabuk uyum sağlaması.Bana geçen yıl ki C.Lee’yi hatırlatıyor..Şutları çok iyi ve gelişmeye elverişli bir atış stili var.Özellikle Melo’nun kenarda olduğu bazı anlarda hücumu tamamen onun sürüklemesi özgüveni için çok iyi.Cesaretini anlatmak için Lakers maçında vurduğu smaç sanırım yeterli.Takımın bir diğer guardı Affalo yazımın başlarında da söylediğim gibi savunmanın gizli kahramanı.Nerede durması gerektiğini çok iyi biliyor.Sanırım Detroit’ten beri Billups’la oynaması onu bu alanda geliştirmiş.İstatistikleri ise hücum anlamında düşük yüzdeyle atması dışında Lawson la aynı ama kesinlikle onun gibi göze batmıyor.A.Carter ise bu etkili gençlerin yanında ilerleyen yaşıyla iyice gözden düşüyor.
Uzunlara baktığımızda Nene buranın efendisi.Geçen yıl testis kanserini yenen Nene kendini her yıl geliştiriyor.Hatta bu sene batıda uzun kıtlığı olduğundan All Star için adı geçiyor.Pota altı bitiriciliği Boozer gibi olmasa da iyi.Ama onun asıl avantajı bileklerinin yumuşaklığı değil dinamizmi ve kalın bir oyuncu olması.Bu sayede boyalı alanı çok iyi kullanıp tutulması zor bir adam oluyor.Savunmadaki ise esas sorunu konsantre olamaması ve kollarının kısa olması.İlk 5 in diğer uzunu K.Martin ise maalesef geçirdiği ağır sakatlıklar sebebiyle bu takıma potansiyelinin anc ak yarısın veriyor.Bu takıma savunması için alınsa da hücumda da fena değil.10-7 lik bir sayı ribaunt istatistiği var.Pozisyonu için biraz ince kalsa da onun asıl silahı hırs olduğundan 4 numarayı idare ediyor.
Diğer uzunlardan Balkman,Petro ve M.Allen’ı geçersek C.Andersen var.Namı-diğer Kuşadam..O da uyuşturucu madde gerekçesiyle 2 yıl basketboldan uzak kalmıştı.Ama o da J.R. gibi hiçbirşey olmamışçasına oyununa baktı ve geçen seneyi iyi geçirdi. Tüm vücudunu kaplayan dövmeleriyle,garip sevinçleriyle tam da bu çılgın takıma göre.Enerjisini tüm salona hissettiren Andersen yaptığı unti-insani bloklarla ve potayı kırmaya çalıştığı smaçlarla sempatik bir adam haline geldi.Bu enerjisi takımı eksta ateşleyip savunma dinamizmini kazandırıyor.Bir de takımın müthiş kondisyoneri Steve Hess’ten bahsetmek istiyorum.Billups başta olmak üzere takıma koç Karl’dan bile daha yakın.Kondisyon programlarını çok özel seçiyor ve oyunculara öyle aşılıyor ki çoğu ekstra antrenman yapıyor.Birçok Nba takımının peşinde olduğu Hess, içindeki Denver aşkıyla bu takıma uzun yıllar hizmet edecektir.
Kaliteli ve geniş kadrosuyla Denver savunmada hala tatmin edici olamasa da hücumdaki zenginliğiyle bu yıl da en azından batı finalini hedefliyor.Bence Lakers’ın en büyük rakibi.Dallas ve Phoenix ne kadar iyi olsa da Denver onlardan daha komple bir takım.Son olarak Carmelo,J.R.Smith,K.Martin, Andersen ve eski bad boy Billups’la şampiyonluğun 1 numaralı favorisi olmasa da kavgaya tutuşulmaması gereken 1 numaralı takım oldukları kesin:)….
Uykusuz Nba Geceleri Dileğiyle M.Akif KARABULUT
Doğu’nun Favorileri ve BİZİMKİLER
15 Ara
Boston: Temel kadrosunu koruduğu için söylenecek çok şey yok. Savunmaya dayalı oyun stilleri onları yine yukarıda tutuyor. Pierce ve Ray Allen’da yaşa bağlı bir düşüş var. Fakat bu ismlerin formasının bile maç kazandıracağı bir gerçek. Bana göre Garnett ve kendini devamlı yükselten Rondo savunmanın temel direkleri.Takıma yeni katılan R.Wallace’n yaptığı katkı da göz ardı edilmez. Play off’larda yaşlı dediğim Allen, Pierce, Garnett 3 lüsünün performansı yine rotalarını çizecek..
Cleveland: Bu sene takım kimyasının değişeceğini düşünüyordum.Shaq gibi bir yıldız gelmişti.Ayrıca Parker ve Powe da takıma katılmıştı.Maalesef sonuç yine aynı..Takım sıkışınca pass to LeBrON,LeBrON to basket…Bir kaç maç bunun aksi olsa da mesaj maçlarında durum aynı.Bir de Cleveland bu sene zayıf takımlara yenilme hastalığına yakalandı (bknz. Charlotte,Memphis vs.)Bunun sebebi tamamiyle konsantrasyon eksikliği.Herşeye rağmen kaliteli ve geniş kadrosuyla bu sene Boston’la bir doğu finali oynayacaklarını düşünüyorum..
Orlando: Hedo’ ya elveda diyen Otis Smith yaptığı takaslarla bu olayı çabuk unutturdu.Barnes,Bass,Carter ve Ryan Anderson gibi çok önemli isimler alındı ve Lewis’in 9 maçlık cezasına rağmen geçen sezondan daha iyi bir başlangıç yaptılar.Nelson’ın sakatlığı moralleri bozsa da J.Williams onu idare ediyor.Patlayıcı 3 lük sistemleri bazı maçlarda ortaya çıkıor.Yakında Howard da 3 lüğe başlarsa şaşırmayın:)Carter’a gelirsek eski Carter olamayacağı kesin ama bu takımın zaten 1 numaralı silahı Howard.Onun da yapacağı Lewis gibi tamamlayıcı rol üstlenmek.Doğu’da Boston ve Cleveland ‘la birlikte en büyük şampiyonluk adayı.(son olarak Otis Smith 2 sene sonra C.Lee yi hüzünlü gözlerle izleyeceği için ondan bahsetmedim ve zamana bıraktım:9
Miami: Alın bir Cleveland daha..:)Tek farkları savunma zaafları ve dar rotasyonları.Sistem aynı Wade’e ver Wade atsın.Bir türlü gelişemeyen Beasley,son demlerindeki Jermain ve skor için alınıp ortalama 3-5 sayı atan Q.Rich le bu iş olmaz.Sürpriz yumurta gibi çıkan Chalmers ise takımın gelişememe sürecine uymuş durumda.Neticede bu takımın görebileceği yer doğu yarı finali olur.
Atlanta: Bu aralar formları düşse de bence doğunun Boston’la birlikte en komple takımı.Woodson doğru basketbolu oynatmaya devam ediyor. Takımı iyice sahiplenen Joe Johnson ve şut sevdasından vazgeçen Josh Smith takımın en önemli parçaları.Horford,M.Williams ve Bibby görevlerini yapıyor. Kenardan gelen Crawford ise aranan bench skoreri olduğunu gösterdi.Bu performanslarıyla onlardan play off lar için umutluyum.Ama karşılarına oyunlarına ters düşen bir Cleveland gelirse sonları hüsran olur..
Toronto: Kadrosuna Hedo’yu katarak taraftarını heyecanlandıran Toronto benim en büyük hayal kırıklığım.Savunma yapmayı bilmiyorlar.Savunma sertliği bakımından Golden State’le birlikte nba’in en yumuşak takımı.Takıma muhakkak sert savunma oyuncuları takviye etmeliler.Diğer bir sorun ise takımdaki genel düşüş.Bargnani ve Bosh hariç hepsi formsuz.Calderon geçen yılı mumla aratıyor.Hedo ise zaman geçtikçe biraz daha form tutacaktır.De Rozan da bu kadar ısrar edilmesini de anlamsız buluyorum.Orta seviyedeki çaylak oyuncuların takıma yavaş yavaş monte edilmesi gerektiğini birinin Triano’ya hatırlatması gerekir.Jaret Jack için de kendi çapında dans ediyor terimi sanırım yeterli.Neticede Toronto’da bu aralar bir kıpırdanma olsa da bu kadro yapısıyla ancak play off lara kalabilirler..
Milwaukee: Sezona iyi başlayıp orta halli devam eden Bucks için sanırım senenin sürprizi Jennings olmuştur.Geçen yıl Dinamo’da vasat bile olamayan Jennings, Redd’in sakatlığında muhteşem maçlar çıkardı ve 55 sayılık bir de çaylak rekoru kırdı.:) Bu seneki çaylaklardaki cesaret onda da fazlasıyla var.Ersan için de 2.Milvaukee macerası harika..Takımın açık ara en faydalı oynayan oyuncusu(H.Warrick i de unutmayalım)Sezon başı 4 numara için kısa ve cılız olduğu düşünülse de azmiyle ve hırsıyla bunların üstesinden geldi.Özellikle Dallas maçında harika bir oyun çıkardı.Redd’in sakatlık yüzünden çok katkı veremediği Milwaukee’yi Jennings,Ersan,Bogut ve Warrick play offlara taşıyacaktır.Ama ilerisi..?????
Akif Karabulut
…Bu Sezon Hak Ettiğinin Altında Değer Gören Bir Celtics Varmış
14 Ara
Bir Varmış Bir Yokmuş…
…Bu Sezon Hak Ettiğinin Altında Değer Gören Bir Celtics Varmış

Kevin Garnett ve Ray Allen takıma geldikten sonra altın çağına giriş yapmıştı Boston Celtics. Her ne kadar yaşlarının ilerlemiş ve ilerleyecek olmasından dolayı kısa bir altın çağ olacak diye baksakta onlar umarsız ve acımasızca Pierce, Allen ve Garnett’dan oluşan Big Three ile ilk sezonlarında şampiyonluğa ulaştılar.
Celtics öyle bir takım kurmuştu ki, sadece TD Garden seyirci sayısı olarak değil, tüm dünyada birçok yeni taraftar kazanmıştı. Şampiyonluk öncesi baktığımızda, seyirciler mutsuz, umutsuz ve Doc Rivers’ın acilen yollanması yönünde pankart açanlar mı istersiniz, kafalarına “Fire Rivers” yazılı kese kağıdı geçirenler mi, kısacası her türlü olumsuz tepkilerini gösteriyordu Celtics taraftarları. Aradan bir yıl geçmişti ve takım farklı bir kimliğe büründü herşey değişti. Şuanda NBA’de düzenli şampiyonluğa oynayan bir takım var. Geçtiğimiz sezon Garnett’in sakatlığı onları finalden uzak tuttu. Bir sakatlık, derli toplu, düzenli bir takıma ne kadar zarar verir hep beraber Magic’e elenirlerken izledik. Tabiki Celtics taraftarları dışındaki hepimiz Hido’lu Magic’i destekliyorduk. İstediğimiz oldu, ta ki finale kadar. O da ayrı bir hikaye, biz konumuzdan kaymayalım. Takımda 11. sezonunu geçiren ve burada bırakması muhtemel bir “The Truth” var. 7 kez All-Star seçilmiş gerçek bir yıldız. Bahsettiğimiz kişi Big Three’nin ortasındaki adam Paul Pierce. NBA’in gelmiş geçmiş en iyi şutörlerinden Ray Allen. En dominant uzunlarından Kevin Garnett. 3 büyük güç bu takımı her sezon şampiyonluğa oynatıyor. İşte böyle düşünürseniz yanılırsınız..

Rondo Gerçeği
Big Three bu takıma yeter düşüncesi birçoğumuzun düşüncesi olabilir. İşte yanıldığımız bir nokta. Takımda 2 yıldır biraz arka planda kalan, yalnızca geçtiğimiz sezon göz önüne ciddi şekilde çıkmayı başaran Rajon Rondo diye adlandırılan bir genç var. Bu genç daha 23 yaşında 4. sezonunu geçiren, maç başına 12 sayı atıp 9.5 asist yapan ve en unutulmaması gereken 2.6 top çalma ile NBA lideri olan bir oyuncu. Her sene tüm istatistiklerini yükseltmeyi başaran bir başarı abidesi. Dostu, sevdiği çok aynı zamanda düşmanları da çok. NBA’de başarı savunmadan geçer. Rondo ise her sezon savunmasını takıma uygun şekilde geliştiriyor. Big Three’den çok bahsedildi, yazıldı çizildi ancak ben bu yazıda onlardan bahsetmektense Rondo’ya daha çok yer ayıracağım.
Yeni nesil guardlarda içeri penetre edebilen, bol sayıda arkadaşlarını oynatıp asist yapabilen, top çalabilenler arasında ilk 3′te. Geçtiğimiz sezon Rondo’nun patlaması bana Big Three değil, Big Four dememiz gerektiğini farkettirdi. Her takımın bir beyni vardır. Bu Celtics dışındaki büyük takımlarda genelde hep skorer oyunculardır. Örneğin Cleveland Cavaliers’ta LeBron James, Los Angeles Lakers’ta Kobe Bryant gibi. Boston Celtics bu takımlar gibi seksi bir basketbol oynamıyor olabilir ancak takımda tam anlamıyla bir “takım kimyası” bulunduğundan bu derece başarılılar. Celtics’in beyni ise bu yıl tamamen ortaya çıktığı üzere Rondo’ya doğru yöneliyor. Celtics’te Big Three’nin dağılmasına sayılı yıllar kala, Rondo’nun yeri şüphesiz takımda belli. 23 Yaşında ve her maç triple-double potansiyeli ile oynayabilen bir oyun kurucunuz varsa, onu elinizden kaçırmak saçmalıktır. Şuanki değeri Big Three’den daha fazla. İster inanın ister inanmayın ama öyle.

Bu Sezon Hakkettiğinin Altında Değer Görüyorlar
Sezon başlamadan önce kime sorsanız ya Shaq’ın da gelmesiyle Cleveland Cavaliers, ya Los Angeles Lakers ya da Carter’ın gelmesiyle Orlando Magic şampiyon olacak dendi. Orlando Magic’i elemenizi şimdiden tavsiye ederim çünkü takımın beynini verip, daha çok skorer bir oyuncu almayı yeğlediler ve Hedo’yu gönderdiler. Büyük bir olumsuzluk onlar için. Cavaliers ve Lakers hala çok iyi ancak, NBA’de onlardan daha takım gibi bir takım Celtics var. 10 maçlık galibiyet serileri bulunuyor an itibariyle ve sonunda değerini almaya başladı. 19-4 galibiyet yüzdesi ile NBA’in zirvesindeler. Big Three’nin yaşlanması, yavaş yavaş teklemelere sebep olabilir dendi. Oldukça iyi bir sezon başlangıcının ardından zayıf ekiplere yenilinmesi “Bak demiştim” gibi söylemlere yol açtı. Ardından takım öyle bir toplandı ki 10 maç üstüste galip geldiler. Belkide siz bu yazıyı okurken diğer bir galibiyeti kutluyor yada kutlamaya hazırlanıyor olabilirler.
Celtics, hakettiğinin altında değer görürse bence bu artık Big Three’nin 35-36 yaşlarına geldiği anlamına gelir. Big Three yaşları ilerleyince takas mı olur, free agent mı olurlar bilemeyeceğim ama bu takımın kimyası onlar dağılana kadar devam edecektir. Bu da başarıya eştir. Rajon Rondo gibi genç ve oyunu okumayı çoktan beynine kazımış bir oyun kurucu ile, Big Three dağılsa bile Celtics başarılı olmaya devam edebilir. Hakettiğinin altında değer görmek bu sezon Celtics ile aynı cümlede kullanılmamalı.

Son Bir Değerlendirme
Garnett, Pierce ve Allen dışında bu takımda 4. “Big” hitap edeceğimiz Rajon Rondo var. Bu 4′lü aynı 5 yıl öncesinin Pistons’ı gibi düzenli bir çark gibi işliyor. Big Three dağılınca açılacak olan geniş salary boşluğu ise Celtics’e birçok yıldızı getirebilecek. Bu da Celtics taraftarlarının sevinmesi için ayrı bir sebep. Benche baktığımızda ise, Celtics yönetimi öyle olumlu işler yapıyor ki takımı bütünlüyorlar. Az önce Pistons’dan bahsetmiştim. Pistons’ın savunma olarak NBA’e hükmettiği dönemde bench sıkıntısı 2005 finalinde kaybetmelerine neden olmuştu. Celtics şuanda NBA’de o seviyede savunma yapan bir takım. Ancak Pistons’tan en büyük farkı benchlerinde ufak ufak ama tam uyumlu oyuncular bulunması. Eddie House bunların başında geliyor. Playoff’larda ritmini buldumu ne kadar korkutucu oluyor biliyoruz. NBA’de belkide şutu en güvenilir isimlerden biri. Rasheed Wallace’a baktığınızda ise birçok takımın benchinde isteyeceği türden şutör bir uzun. Başarılı kariyeride onun bir diğer artısı. Bunların dışında her sezon Celtics çok kritik oyuncuları benchine katıyor. P.J Brown bunlardan biriydi. Leon Powe’u da unutmayalım..
Big Three’den bahsettik, bench gücünden bahsettik peki ya Kendrick Perkins. Perkins, Boston’ın yazının başında dediğim “Altın Çağ”a girmeden önce vasatın altında oynayan, gelişmeye çalışan ama yerinde sayan bir uzunuydu. Altın Çağ başladı o da buna uyum sağlayıp kendini çok geliştirdi. Rajon Rondo’nun oyunu okuma özelliğinin ona etkisi çok büyük, bu yüzden ona şükran borçlu. Kendrick Perkins şu sıralar doğu pivotlarına baktığınızda rahat üst sıralara koyabileceğiniz bir uzun. Bir diğer deneyimimle, Fantasy Lig oyunlarında takımınızın bütünleyici parçalarından biri olacak bir oyuncu. Perkins’in de bu takımda Big Three’den sonra kalma ihtimali yüksek.
Celtics her ne kadar yaşlı bir takım olsada, bütün oyuncular bir bütün gibi görevlerini yerine getirdiği için bu derece başarılılar. Bu sezon başında da söylediğim gibi Celtics benim finalist ve hatta şampiyon adayım.
Enes Gönenç

Son Yorumlar