Basketbol ve NBA
Search results for Euroleague
3SAYI 3. Yıl Özel Sayısı Çıktı
5 Ara
3SAYI Online Basketbol Dergisinin 3. yıl özel sayısı çıktı.
25 konudan oluşan dergi tam olarak 270 sayfa.
Online okumak için tıklayınız: http://www.3sayi.com
Fenerbahçe Ülker’den Euroleague Vedası
5 Mar
Euroleague Top 16 H Grubu’nda 5.maçına çıkan Fenerbahçe Ülker, Rusya’da karşılaştığı CSKA Moskova’ya 77-60 mağlup oldu.
Maça istediği gibi başlayamayan ve ilk periyodu 14 sayı geride kapatan Sarı Lacivertliker, ikinci periyotta çok iyi performans gösterek oyuna ortak oldu. CSKA Moskova karşısında soyunma odasına 38-35‘lik skorla giden Fenerbahçe Ülker, üçüncü çeyrekte de iyi oyun sergiledi. Maçtan kopmayan Fenerbahçe Ülker periyotta 40-40 eşitliği yakaladı. Son periyoda ev sahibi ekip 55-49‘luk skorla girdi. Final periyodunun başında 8-0′lık seri yakalayan son Euroleague şampiyonu CSKA Moskova, farkı da açarak mücadeleden galip ayrılan taraf oldu. Bu sonuçla Fenerbahçe Ülker, Euroleague’de çeyrek finale çıkma hakkını kaybetti.
Mücadeleye Erazem Lorbek’in üçlüğü ile başlayan CSKA Moskova karşısında ilk basketini Gordan Giricek ile bulan Fenerbahçe Ülker, Marques Green’in üçlüğü ile 3-5 öne geçti. Ramunas Siskauskas ve Matjas Smodis ile üst üste basketler bulan CSKA Moskova, J.R Holden’ın üçlüğü ile skoru 13-7’ye getirdi. Rasim Başak’ın üçlüğü ile Sarı Lacivertliler farkı 3 sayıya indirdi. Ancak savunmasını sertleştiren Rus ekibi, Ramunas Siskauskas, Erazem Lorbek ve Matjas Smodis ile üst üste basketler buldu. Temsilcimiz karşısında üst üste basketler bulan CSKA Moskova 12-0’lık seri ile skoru 25-10’a getirdi. Bu seriyi Damir Mrsic’in üçlüğü ile bozan Fenerbahçe Ülker, Ramunas Siskauskas’ın serbest atış çizgisinden bulduğu sayılara engel olamadı ve ilk periyodu 27-13 geride kapattı.
Final periyoduna iyi başlayan temsilcimiz Fenerbahçe Ülker oldu. Mirsad Türkcan’ın sayıları ile periyoda başlayan Fenerbahçe Ülker, tecrübeli oyuncu ile basketler üretmeye devam etti. CSKA Moskova karşısında çok iyi savunma yapan Fenerbahçe Ülker, Marques Green ve Mirsad Türkcan ikilisi ile 9-0’lık seri yakaladı (27-22). İlk 4 dakikada sayı üretemeyen CSKA Moskova, Erazem Lorbek ile ilk basketini buldu. Ancak Gordan Giricek ve Oğuz Savaş ile basketler bulmaya devam eden Fenerbahçe Ülker 18. dakikaya girilirken skoru 33-29’a getirdi. Erazem Lorbek ve Terence Morris’in sayılarına Semih Erden, Gordan Giricek ve Oğuz Savaş ile yanıt veren Fenerbahçe Ülker farkı 1 sayıya indirdi (36-35). J.R Holden ile basket bulan CSKA Moskova üstünlüğünü korudu ve soyunma odasına da 38-35 önde tamamladı.
İkinci yarıya Erazem Lorbek’in basketi ile başlayan CSKA Moskova karşısında Mirsad Türkcan ve Marques Green ile üst üste basketler bulan Fenerbahçe Ülker 40-40 eşitliği sağladı. Matjas Smodis’in üçlüğü ile tekrar öne geçen CSKA Moskova, Trajan Langdon’un da sayıları ile 25.dakikayı 45-40’lık skorla geçti. Rus ekip Matjas Smodis ile serbest atış çizgisinde 2’de 2 isabet ile oynadı ve skoru da 47-40’a getirdi. Gordan Giricek ve Serhat Çetin ile basketler bularak ev sahibi ekibin farkı açmasına izin vermeyen temsilcimiz, Oğuz Savaş’ın sayıları ile skoru 50-47’ye getirdi. Zoran Planicic ve Ramunas Siskauskas ile etkili olan CSKA Moskova ise son 10 dakikaya 55-49 önde girdi.
Final periyoduna hızlı başlayan ev sahibi ekip, Terence Morris, Viktor Khryapa ve Zoran Planicic ile 8-0’lık seri yakaladı. Farkı da açan CSKA Moskova skoru 63-49’a taşıdı. Gordan Giricek ve Mirsad Türkcan ile basketler bulan Fenerbahçe Ülker farkı 10 sayıya kadar indirdi (63-53). Ancak Matjas Smodis ile üst üste 5 sayı bularak farkı açan CSKA Moskova, Viktor Khryapa’nın da katkısıyla son 2 dakikaya 71-56’lık skorla girdi. Kalan sürede Fenerbahçe Ülker’in farkı kapatmasına izin vermeyen CSKA Moskova mücadeleden de 77-60 galip ayrıldı.
SALON: Universal Sports Hall
HAKEMLER: Lazaros Voreadis (Yunanistan), Milivoje Jovcic (Sırbistan), Elias Koromilas (Yunanistan)
CSKA MOSKOVA (77): Viktor Keyru 2, Matjas Smodis 14 (1 ribaund, 1 asist), Ramunas Siskauskas 9 (5 ribaund, 3 asist), J.R Holden 9 (4 ribaund, 3 asist), Erazem Lorbek 18 (3 ribaund), Trajan Langdon 2 (4 ribaund, 3 asist), Alexey Shved, Sasha Kaun 1 (1 ribaund), Viktor Khryapa 9 (5 ribaund, 2 asist), Zoran Planicic 8 (1 ribaund, 1 asist), Terence Morris 5 (6 ribaund, 2 asist)
FENERBAHÇE ÜLKER (60): Marques Green 12 (2 asist), Mirsad Türkcan 14 (10 ribaund, 1 asist), Ömer Onan (1 asist), Rasim Başak 3 (1 ribaund), Semih Erden 1 (4 ribaund, 1 asist), Gordan Giricek 15 (2 ribaund, 1 asist), Damir Mrsic 3, Gasper Vidmar (5 ribaund), Oğuz Savaş 9 (4 ribaund), Serhat Çetin 3, Emir Preldzic (1 ribaund, 7 asist).
1.PERİYOT: 27-13
2.PERİYOT: 11-22
3.PERİYOT: 17-14
4.PERİYOT: 22-11
Şampiyonluk Sonrası Görüşler
22 Şub
İzmir Halkapınar Spor Salonu’nda 3 gün devam eden zorlu mücadele sonunda Teknosa Türkiye Kupası’nı kazanan Efes Pilsen’de antrenör Ergin Ataman ve oyuncular, değerlendirmelerde bulundular.
Efes Pilsen Antrenörü Ergin Ataman, iyi mücadele ederek kupaya uzandıklarını ifade ederek, “Efes kaldığı yerden kupaları kazanmaya devam edecek. Teknosa Türkiye Kupası’nı çok güçlü takımları yenerek kazandık. Yenilmezlik serimize devam ediyoruz. İyi basketbol oynadık. Erdemir de bugün bize kök söktürdü. Onları da ayrıca tebrik ediyorum. Bize karşı çok iyi mücadele ettiler. İnşallah Beko basketbol Ligi’nde aynı şekilde devam ederek şampiyonluğa ulaşırız. Oynadığımız basketbolun karşılığı olarak bu kupayı kazanmak bize büyük moral oldu” diye konuştu.
Final maçının MVP’si seçilen Kerem Tunçeri de, “Euroleague’den elendikten sonra Teknosa Türkiye Kupası ve Beko Basketbol Ligi bizim için çok daha önemli hale geldi. Burada Teknosa Türkiye Kupası’nı kazanarak ilk hedefimizi gerçekleştirdik. Takım olarak 3 gün boyunca çok iyi mücadele ettik. İyi savunma ve iyi hücum yaptık. Kupayı hak ederek kazandık” şeklinde konuştu.
Efes Pilsenli oyuncu Charles Smith ise Teknosa Türkiye Kupası’nı çok önemsediklerini söyleyerek, “Bu turnuvayı çok önemsedik. Antrenörümüzün de dediği gibi üst düzey basketbol oynamaya çalıştık. Elimizden gelenin en iyisini yaparak kupaya ulaştık. İstanbul’a kupa ile döndüğümüz için çok mutluyuz” dedi.
Efes Pilsen’in başarılı oyuncusu Kerem Gönlüm ise, “Takım olarak Teknosa Türkiye Kupası için çok çalıştık. Kupa camiamız için çok önemliydi. Biz de bunun bilinci ile elimizden geldiği kadar iyi mücadele etmeye çalıştık. Elimde ufak bir sakatlığım vardı ama tüm performansımı sahaya yansıtmaya çalıştım. Takım olarak iyi mücadele ettik ve kupaya uzandık. Teknosa Türkiye Kupası’nı kazandığımız için çok mutluyuz” değerlendirmesinde bulundu.
Efes Pilsen’in bir diğer oyuncusu Kaya Peker de Erdemir’in çok iyi mücadele ettiğini belirterek, “Erdemir’i kutluyorum. Çok iyi mücadele ettiler. Bizim için bu kupa çok önemliydi. İyi oynayarak kazandık. Hak ettiğimizi düşünüyorum. Bizim bu kupaya çok ihtiyacımız vardı çünkü uzun zamandır kupayı kaldıramamıştık. Bu da bizi ayrıca motive etti. Takımda çok iyi bir arkadaşlık ortamı var. Bundan sonra lig şampiyonluğunu hedefliyoruz. Yenilmez bir takım yaratmak istiyoruz. Bunu da başardığımızı söyleyebilirim” değerlendirmesinde bulundu.
Trajan Langdon Röportajı
22 Şub
Alaskalı Suikastçi
Son üç sezonda üç kez final oynayan ve 2006 ve 2008’de Euroleague şampiyonluğunu kucaklayan basketbol devi CSKA Moskova’nın en kilit isimlerinden biri hiç şüphesiz Trajan Langdon. Uzun yıllardır top koşturduğu Avrupa basketbolunda elde ettiği sayısız başarı ve oynadığı basketbolla adının Avrupa’nın en iyi oyuncuları arasına sokan Langdon, 12.2 sayı ortalamasıyla bu sezon Euroleague’de arka arkaya ikinci şampiyonluğunu kovalayan CSKA’nın en skorer ismi olarak göze çarpıyor.
Türk basketbolseverlerinin de yakından tanıdığı, 2003-04 sezonunda Efes Pilsen formasını giymiş olan “Alaskalı Suikastçi” lakaplı yıldız oyuncu ile takımının İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu’nda Fenerbahçe Ülker ile karşılaşacağı Euroleague Top 16 karşılaşması öncesinde hem Fenerbahçe Ülker maçı ile ilgili hem de basketbol kariyeri ile ilgili konuştuk.
Trajan, ilk önce CSKA Moskova’nın geride bıraktığımız grup maçlarındaki performansını değerlendirir misin?
Takımda J.R Holden, Matjaz Smodis, Ramunas Siskauskas gibi kilit oyuncularımızın yaşadıkları sakatlıklara rağmen, grubumuzda 1. sırayı almayı başardık. Birkaç maçta inişli çıkışlı bir grafik sergilesek de genel olarak şu ana kadar iyi bir sezon geçirdiğimizi söyleyebilirim.
Aslına bakarsan dürüst olmak gerekirse ilk gruplarda hangi derece ile bitirdiğin -1. veya 4.- çok da önemli değil. Önemli olan Top 16’ya yükselmeyi başarmak.Biz de bunu yaptık ve ilk bölümde başarılı olduk. Gerçek sezon ise hem bizim için hem de diğer takımlar için şimdi başlıyor.
Bu akşam oynayacağınız Fenerbahçe Ülker maçı için neler diyeceksin? Sizin için anahtar noktalar neler olacak bu maçta?
Fenerbahçe Ülker gerçekten iyi bir takım. Bu gece iyi bir takıma karşı ve coşkulu bir seyirciye karşı oynayacağız ve galip gelerek deplasmanda bir maçı “çalmak” için uğraşacağız. Abdi İpekçi’de çok iyi oynuyorlar ve bu sene güçlü takımlara karşı önemli galibiyetler aldılar. içeride ve dışarıda çok etkili olabilen uzun oyuncuları var.
Bu oyuncular hücumda penetreleri ile savunmada ise ribaundlarda ve rakibin şut seçimlerini değiştirmede oldukça etkililer. Ayrıca bu maçta oynayabileceğini duyduğumuz Gordan Giricek de çok yetenekli ve skor yönü çok güçlü bir oyuncu. Sayı bulmak için çeşitli yollar bulursak ve Fenerbahçe uzunlarının boyalı alandan sayı üretmelerini olabildiğince engellersek maçı kazanabileğimizi düşünüyorum.
Top 8’e yükselmek için sence bu grupta favori takımlar hangileri?
Bence grubun mutlak favorisi yok. Dün gece Cibona Zagreb’in Montepaschi Siena’yı yenmesi bazıları için sürpriz olabilir ama benim için değildi. Gruptaki 4 takımın 4’ü de herhangi bir gece herhangi bir takımı yenebilecek güçte. Biz de bunun bilincindeyiz ve her maçı bir final maçıymışcasına oynuyoruz.
Sen her zaman Türk takımlarına karşı özellikle de Abdi İpekçi Spor Salonu’nda yüksek seviyede bir oyun oynuyorsun ve genelde müthiş istatistikler tutturuyorsun. Bu bir tesadüf mü yoksa eskiden Türkiye’de oynamış bir oyuncu olarak Türk takımlarına karşı ekstra bir motivasyonla mı sahaya çıkıyorsun?
Tamamen bir tesadüf diyebilirim. Ben her maça en iyi performansımı sahaya yansıtmayı amaçlayarak çıkarım. Türk takımlarına karşı iyi oynadığım doğru ama bunu kendi kendime Türk takımlarına karşı daha iyi oynayacağım deyip kendimi ekstra motive ederek yapmıyorum.
Euroleague şampiyonluğunu son 3 senede 2 kez kazanmış bir takımın aynı başarıyı tekrarlamak için motive olması daha mı zor? Takımın genelinde bir başarıya doymuşluk var mı?
Kesinlikle daha zor ve biz de bu yüzden kendimizi motive edecek farklı şeyler arıyoruz. Çünkü eğer yeterince motive olamazsak şampiyonluğu kazanmak için bizden daha fazla motive olmuş takımların olduğunu ve unvanımızı almak için en ufak fırsatı değerlendirmek için hazır kıta olarak beklediklerini biliyoruz. Oynadığımız tüm takımlar son şampiyona karşı oynadıklarını, güçlü bir takıma karşı oynadıklarını biliyorlar ve CSKA Moskova’ya karşı alacakları bir galibiyetin herkes tarafından konuşulacağının farkındalar.
Yaklaşık 7 senedir Avrupa’dasın ve artık Avrupa basketbolunun efsane isimlerinden birisin. Eski Kıta’daki yolculuğunun başlarında bir sezon Efes Pilsen’de (2003-04 sezonu) forma giydin. Türkiye’de geçirdiğin o bir sezonla ilgili neler söylersin?
Efes Pilsen formasıyla Türkiye’de geçirdiğim zaman gerçekten çok güzeldi. Euroleague’de Final-Four’un ucundan bir basket farkla dönmüştük. Efes Pilsen gerçekten çok saygın bir kulüp ve hem takım arkadaşlarım hem teknik kadro hem çok iyi profesyonellerdi hem de çok iyi insanlardı.
Onun dışında İstanbul’da 1 yıl yaşamak da çok heyecan verici, unutulmaz bir deneyimdi. Buraya her gelişimde iyi anılarımı hatırlıyorum ve bu da beni mutlu ediyor.
Duke Üniversitesi’nde geçen muhteşem bir NCAA kariyerinin ardından 1999 NBA Draft’ında 11. sırada Cleveland Cavaliers tarafından draft edildin ve NBA’de oynayan ilk Alaska doğumlu basketbolcu oldun. Cavs’de geçen 3 senelik bir maceranın ardından ise Benetton Treviso ile anlaşarak Avrupa’nın yolunu tuttun ve o günden bu yana da Avrupa’da oynuyorsun. 2002 sonbaharında Avrupa’ya gelirken bu kadar uzun yıllar bu kıtada kalacağını hiç düşünmüş müydün?
Dürüst olmak gerekirse profesyonel oyunculuk kariyerimin Avrupa’da biteceğini hiç düşünmemiştim. NBA’de oynayıp kariyerimin büyük bir kısmını orada geçirdikten sonra birkaç seneliğine sadece değişik bir deneyim olsun diye Avrupa’da 1-2 sezon takılabileceğimi sanıyordum. Ancak olayların gidişatı önüme böyle bir yol çıkardı ve ben de bu yolda gittiğimden dolayı asla ama asla pişman değilim aksine çok da memnunum.
Bugüne kadar Avrupa’da hep üst düzey liglerde ve üst düzey takımlarda forma giyme şansını yakaladım. Ayrıca farklı ülkelerde yaşamak, farklı kültürlerle tanışmak dünyaya bakış açımı değiştirip olaylara ve dünyaya farklı pencerelerden bakabilmemi sağladı.
Peki “Alaskalı Suikastçi”nin Avrupa’ya geliş hikayesi nasıldı?
2002 yazında Cleveland ile olan kontratım sona ermiş ve free-agent olmuştum. Miami Heat beni yaz kampına davet etmişti. Tam Miami’ye gidecekken İtalya’dan Benetton Treviso’dan bir telefon aldım. Beni İtalya’ya çağırıyorlardı. Karar vermem içinde 48 saat süre vermişlerdi. Kariyerimin o noktasında Miami’ye gidip benchten gelip 10-15 dakika oynayan bir oyuncu olmak yerine aşağı yukarı aynı paraya Avrupa’da iyi bir takıma gitmenin daha akıllıca olacağını düşündüm.
Daha önce dediğim gibi amacım 1-2 sene Avrupa’da kalıp sonrasında NBA’e geri dönmekti. Ancak olmadı. Geride bıraktığım 7 senede yaşadıklarım ve burada elde ettiğim başarılar sonrasında geri dönememekten dolayı pişman olduğumu söyleyemem.
Avrupa’ya uyum sürecin zor muydu?
Avrupa kariyerime İtalya’da başlamak uyum sürecimi biraz kolaylaştırdı diyebilirim. Örneğin ilk başta Rusya’da oynamış olsaydım benim için her şey bu kadar kolay olmayabilirdi. Ayrıca açık fikirli anne ve babaya sahip olmak ve farklılıkların zenginlik olduğunun öğretildiği bir ailede yetişmek de işimi kolaylaştırdı.
Avrupa kariyerinde en unutamadığın anlar neler?
Tabiî ki yaşadığım şampiyonluklar. Bir çok oyuncu senelerce Euroleague’de final oynamak için ter dökerken ben üst üste üç kez final oynayıp İki kez Euroleague şampiyonluğu yaşadım. Geçen sene finallerin MVP’si seçilmem de ayrıca benim için büyük bir onurdu.
CSKA ile 2010 sezonu sonuna kadar kontratın olduğunu biliyoruz. O kontrat sona erdiğinde NBA’e geri dönmek gibi bir planın, isteğin var mı?
Eğer uygun bir teklif gelirse tabii ki düşünürüm ancak NBA’e dönmek artık benim için bir hedef değil. 5-6 sene önce NBA’e geri dönmek için çok fazla çaba gösterdim, çok istedim yalan söylemeyeceğim ama olmadı. Avrupa’da kendime “evim” diyebileceğim bir yer buldum ve çok mutluyum.
Röportaj: Mete Aktaş
Nevriye Yılmaz Röportajı
22 Şub
17 yaşında 1.ligde boy göstermeye başladı. 19′unda ilk lig şampiyonluğunu yaşadı. 21′inde Avrupa’ya adım attı, İsrail ve Yunanistan’ın tecrübelerinin ardından, 3 yıl İtalya da oynadı. Bu arada WNBA de forma giyen ilk Türk oyuncu oldu. Ardından 25 yaşında Fenerbahçe’ye geldi. Sarı Lacivertlilerin Türkiye de tüm kupalara ambargo koyup, Avrupa’nın da en iyi 8 takımından biri olduğu bu son dönemde başrollerde yer aldı. Aynı dönemde Milli takım formasıyla Akdeniz Oyunları şampiyonu olan kadroda yer aldı. Milli takımımız için bir ilk olan 2005 Avrupa Şampiyonasında harika bir performans gösterip turnuvanın ribaund kraliçesi oldu. Son iki yıldır Euroleague All-Star maçında ve TBBL All-Star maçlarında oynarken 10 Ocak 2009’da Samsun’da düzenlenen 2009 TBBL All-Star organizasyonunda En Değerli Oyuncu (MVP) seçildi. Evet karşınızda Türk Bayan Basketbolunun en kariyerli oyuncusu Nevriye Yılmaz…
Belindeki ciddi sakatlığa rağmen tüm hırsı ve çalışma azmiyle kariyerini başarıyla devam ettiren Nevriye Yılmaz ile Lotos Gdynia ile oynayacakları Euroleague 3. tur 3. maçı öncesi Fenerbahçe’nin kamp yaptıkları Kalamış’taki yeni Konuk Evi’nde görüştük.
Öncelikle Samsun’daki son All-Star maçından başlayalım. Nasıldı All-Star organizasyonu ve MVP ödülünü almak?
Bu, benim katıldığım ikinci All-Star’ımdı ve bunda da MVP ödülünü almak çok güzeldi. Benim adıma hem maç olarak hem de genel organizasyon olarak da her şey çok çok güzel geçti. Yine de ben bayan basketbolunun basında daha fazla yer alabilmesi için erkeklerle beraber karışık bir organizasyon olması gerektiğine inananlardanım. Tanıtımın ve pazarlamanın böyle organizasyonlarda çok önemli olduğunu düşünüyorum. Mesela Polonya da oynadığımız son Euroleague maçında Lotos Gdynia yönetimi maçın sonrasına çok meşhur bir sanatçının konserini koymuş ve bu vesile ile Abdi İpekçi gibi bir salonu full doldurmuşlardı. Tabi maçta da büyük bir seyirci desteği ile galip gelmeyi başardılar.
Başarılarla dolu kariyerine gelelim. Basketbola nerede başladın, hangi takımlarda oynadın ve başarıların neler? Bunları bir de senin ağzından duyalım.
Kariyerime Fenerbahçe formasını giydiğim gün başladım diyebilirim, aslında. Şaka bir yana basketbola İstanbul Üniversitesi altyapısında başladım. 1997-98 sezonunda 17 yaşımdayken İstanbul Üniversitesi formasıyla ilk kez TBBL’de yer aldım. İki yıl A takımda oynadıktan sonra Galatasaray’a geçtim.
İki sezon Galatasaray forması giydim ama bunun son yılında sakatlıktan dolayı fazla oynayamadım. Sonrasında 21 yaşında İsrail’e gittim ama takıma ve ortama adapte olamadığım için sezonun yarısında Yunanistan’a Apollon Polomadia takımına gittim.
Sonrasında İtalya maceram başladı. İlk olarak ligin vasat takımlarından biri olan Sicilya takımı “Termini di Mareze”de forma giydim. Amacım kendimi göstermekti bu yüzden takımın durumunu çok önemsemedim; hatta paramı dahi alamamama rağmen yine de inat ettim takımdan ayrılmadım. Çünkü çok iyi bir sezon geçiriyordum ve bunu korumak adına ayrılmadım takımdan. Sonuçta o sezonu çok iyi ortalamalarla tamamlayınca ligde ilk dörde oynayan ama şampiyonluk şansı fazla olmayan bir takıma, La Spazia’ya geçtim. Orada EuroCup’ta da oynadım ve yine kariyerim adına çok iyi bir sezon geçirdim.
La Spazia’nın ardından ise o yılın şampiyon takımı Como’ya geçtim. Como’da da çok başarılı bir sezonun ardından Fenerbahçe’ye transfer oldum. 4 sezondur da Türkiye’nin en iyi, Avrupa’nın da en büyük takımlarından Fenerbahçe’de oynuyorum. Açıkçası basketbolu burada Fenerbahe formasıyla bırakmayı düşünüyorum.
Peki başarılar?
Galatasaray’da bir TBBL şampiyonluğu aldım ki bu onların son şampiyonluğuydu. Fenerbahçe’de de 3 lig şampiyonluğu, Türkiye Kupası, Cumhurbaşkanlığı şampiyonluklarım var. Ayrıca Milli Takımda 2 kere Avrupa Şampiyonası’nda mücadele ettim ve 2005′te şampiyonanın ribaund kralı oldum. Akdeniz Oyunları’nda şampiyonluk başarım var ayrıca iki kere de Euroleague All-Star maçında yer aldım.
Bir de kısa bir WNBA maceran vardı, onu da anlatabilir misin? Ayrıca Avrupa Basketbolu ile WNBA arasındaki farkları anlatır mısın?
Evet, Fenerbahçe macerası öncesi yaz aylarında arada menajerim Tolga Tuğsavul vasıtasıyla WNBA’de Charlotte Sting ve Miami Sol takımlarının yaz kamplarına katıldım ardından da iki sezon Phoenix Mercury ve San Antonio Silver Stars kadrosunda yer alıp ligde oynadım.
Aslında bana çok şeyler kattı ama sonrasında hem ciddi bir sakatlık yaşamam, hem de bu sebeple yazları yoğun bir tempoda geçirmek yerine dinlenmeyi tercih etmem sebebiyle WNBA biraz arka planda kaldı. Tabii bunda Milli Takımımızın Avrupa Şampiyonası’nda oynama şansı yakalaması ve hedeflerin büyümesi de çok etken oldu.
Bence Euroleague WNBA’e göre daha kaliteli bir lig ve artık WNBA’in de bana bir şey katacağına inanmıyorum. Ayrıca artık 29 yaşındayım ve sakatlıklardan kendimi korumam gerek. Kısacası benim için WNBA defteri kapandı.
Bunca takım bunca başarı içinde en unutulmaz sezonlar, maçlar?
Yurt dışındakiler hep kariyerim ve kendimi ispatlamak içindi. Fenerbahçe’dekiler ise hep şampiyonluklar ve başarılar için. Bu sebeple Fenerbahçe’dekiler hep çok özel ve güzeldi diyebilirim. Hele Euroleague oynadığımız bu son 3 sezon gerçekten inanılmazdı. En unutulmaz maç, benim hayatımda bir tanedir. O da 2 sene evvel Euroleague de çeyrek finalde son saniyelerde Caferağa’da yenilip Final Four’u kaçırdığımız Ros Caseres Valencia maçıdır. Biliyorsun bizi eledikten sonra final oynadılar. O maçı nasıl kaybettik hala unutamıyorum ve inanamıyorum. Hala aklıma geldiğince çok üzülürüm.
Yan yana oynadığın en özel en unutulmaz oyuncu kimdir diye sorsam?
En unutulmaz oyuncu kesinlikle Cappie Pondexter. Çok farklı bir oyuncu ve kişilikti. Kazanmaktan başka bir şeyi kabul etmeyen bir oyuncuydu. Yeniden beraber oynamyı çok isterim.
Peki ya Katie Smith?
Çok üst düzey oyuncuların biraz ukala biraz şımarık olacağını düşünürdüm ama gerek Cappie’de gerekse Katie’de gördüğüm çok mütevazi olduklarıydı. Katie de çok basit yaşayan ve kısa sürede hepimizle çok iyi arkadaşlık kuran bir oyuncu. Şöhretin getirdiği kaprisler yok, çok sıradan bizler gibi bir insan. Ayrıca tam bir takım oyuncusu. Her topu ben kullanacağım gibi bir ego’su yok. Kim o an boşsa veya sıcaksa onu görüyor. Ayrıca yanındakileri oyuna katmayı seviyor.
Takımdaki bir başka yıldız Tammy Sutton-Brown için neler diyeceksin?
O artık bizden biri, bizimle 3.senesi. Artık bir Türk gibi oldu diyebilirim. Onunla da çok iyi anlaşıyorum ve de o da takım için çok önemli bir oyuncu.
Takımda en iyi anlaştığın oyuncular kimler? Ve sence en iyi Türk oyuncular?
Takımda her oyuncu ile aram çok iyi ama en iyi arkadaşım diyebileceğim kişi Meral. Küçüklükten beri beraber olduğumuz ve beraber büyüdüğümüz için onun yeri başka. Milli takımdan da Yasemin Horasan, Nilay Yiğit, Tuğba Taşçı çok samimi arkadaşlarım. Aramızda 6 yaş olmasına rağmen Işıl Alben’le de aram çok iyi. Kafalarımızın düşüncelerimizin uyuştuğu insanlar, arkadaşlar bunlar. En iyi oyuncuları sıralamak istemiyorum ama Milli Takım’da forma giyen her oyuncu bence şu an için Türkiye’nin en iyi oyuncuları.
Gelelim bu sezona. Çok başarılı bir performans çiziyorsun. Özellikle Euroleague’de sayı ve ribaund ortalamalarında Fenerbahçe’nin en iyisisin. Kendini nasıl görüyorsun ve bu sezon hedefler ne?
Euroleague’de Türkiye Ligi’ne göre çok daha kısıtlı bir kadroyla mücadele ediyoruz. Matee ve Nicole sadece Türkiye de oynuyorlar ve biz Türk oyuncular Euroleague de çok daha uzun süre oyunda kalıyoruz. Hatta bu sebeple kendi adıma söylüyorum maçın sonunda performansım düşüyor. Maça çok iyi başlıyor olsam da sonunda yorgunluktan çok kolay atışları bile kaçırıyorum. Mesela Lotos Gdynia ile oynadığımız ilk maçta oyuna çok iyi başlamama rağmen maçın sonunda çok basit topları sayıya çeviremedim. Bu yüzden beğenmiyorum kendimi!
Oyunun sonunda da dinç kalmayı becermem gerekiyor ama dinlenecek sürede olmuyor. 2-3 dakika kenara gelsem belki her şey yoluna girecek ama o sürede de çok şeyler değişebiliyor Euroleague maçlarında. Ve Euroleague maçlarının temposu çok farklı, oradaki maçlar play-off final serisindeki maçlar gibi veya oradaki bir maç Türkiye’deki 2-3 maça bedel. Yorgunluk ve tükenme açısından.
Peki bu sezonki lig için ne düşünüyorsun? Samsun Basketbol ve Mersin B.Ş.B’nin yükselişi. Galatasaray ve Beşiktaş Cola Turka’nın sürpriz yenilgiler alması ve neredeyse ilk 3 sıranın dışında kalmaları için neler söylersin?
Yıllardır böyle bir çekişme ve ne zaman ne olacağı belli olmayan bir lig olmamıştı sanırsam. Genelde final oynayacak iki takım hep belliydi ve tek bir takımın hegemonyası ile geçerdi. Ama bu sezon kaç hafta oldu ve hala tam bir şey belli değil. Aslında biz bir kaç adım önde gibi gözüküyoruz ama her takımda bizi yenmek için ekstra bir motive ile oynuyor. Hiç kolay bir maçımız olmuyor. Lig sonuncusu ile de son periyoda kadar başa baş bir maç oynuyoruz.
Tecrübemiz ve kalitemizle arada farklar oluşuyor ve yılların getirdiği birikimle kazanıyoruz.
Şu anda bizim dışımızda, Galatasaray ve Beşiktaş’ı da yenmek için çıkıyor takımlar sahaya ve bunu da başarıyorlar. Zaten bu seneki güzelliğin ve çok renkliliğin sebebi de bu. Galatasaray’ın bu kadar maç kaybetmesi çok şaşırtıcı olsa da, Beşiktaş’ın Doron’un gitmesiyle bocaladığını düşünüyorum. Ama yeni bir oyun kurucunun gelmesiyle eski günlerine döneceklerdir. Hiç bir takımı önemsememezlik yapmamak gerektiğini görüyoruz bu ligde.
Flaş takımlara gelince, Samsun Basket’in çıkışı ne kadar beklenmedik olsa da, ben Mersin Belediyesinin Ceyhun Yıldızoğlu ile böyle bir çıkış yakalayacağını bekliyordum. Tarsus’ta Erdal Yeğin ile farklı bir havaya büründü onlarda her an bir sürpriz yapacak gibi duruyorlar. Ceyhan çok inişli çıkışlı bir oyun sergiliyor ama her an birinin canını yakacak bir takım.
Türkiye Kupası’nda en korkulması gereken ekipler de bunlar bence. Çünkü tek maç ve telafisi yok oradaki maçların. Çok zorlu ve çekişmeli bir Türkiye Kupası izleyeceğiz ve sonunda finale ulaşan takımlardan biri üç büyükler dışından olursa ben çok şaşırmayacağım.
Bu yaz zorlu bir turnuva daha bizi bekliyor. Üst üste 3. defa katılacağımız Avrupa Şampiyonası için düşüncelerin ne? Şahsen ben bu yıl çok önemli bir başarıya imza atacağımızı düşünüyorum, ya sen?
Kafamın bir tarafında hep orası var. Hedefimizde ilk 5 var ama kağıt üstünden daha hiç bir maç oynamadan bunu söylemek çok zor. Oynayıp göreceğiz. Zorlanacağımız iki takım olduğunu düşünüyorum, Rusya ve İspanya. Bu iki ekiple ne kadar geç karşılaşırsak o kadar iyi bir sonuç alacağımıza inanıyorum. Geçen yıl Ceyhun hoca 12 oyuncudan da faydalandığı süper bir oyun sistemi ile oynamıştı. Hatta Melek, Melike bile kadroda olsalar süre alabilecek oyunculardı. Eskiden 5-6 oyuncu ile oynuyorduk, 7. oyuncumuz yoktu. Şimdi ise 12 oyuncu girip çıkarak oyunun sonunda fresh kalabiliyoruz. Bu turnuvada da bu havayı sürdürüp bir madalya almak en büyük hayalim.
Alttan yetişen oyuncular arasında gelecekte senin yerini alacağına inandığın bir oyuncu var mı?
Melek var ama o da daha çok genç. Yine de net bir isim söylemem zor. Bizim dönemimizde mesela 79-80 jenerasyonunda Beşiktaş’ta Sariye ve Meral’in yanına veya Ankara’da Çankaya Üniversitesi’nde Özlem Piroğlu, Yaprak ve Alev’in yanına, bizim takımdaki (İstanbul Üniversitesi) oyuncuların yanına hep kaliteli bir yabancı koy rahat 1.ligde ilk üçe oynar deniliyordu. Ama şimdi böyle oyuncular göremiyorum veya duymuyorum. A takıma çıkan genç oyuncular şu an için yetenekli olsalar da çok eksik geliyorlar.
Peki genç basketbolculara önerilerin ne? Nevriye Yılmaz nasıl bu seviyeye geldi, ne yaptı ve ne yapmaya devam ediyor?
Ben İstanbul Üniversitesi altyapısından yetiştim ve o dönemde şu andaki şartlar ve imkanlar yoktu. Şu andaki jenerasyon bence bu bakımdan daha şanslı ama onlarda böyle zorluklar içinden gelmedikleri için bazı şeylerin değerini bilmiyorlar. Eskiden altyapıdan daha çok oyuncu yetişip çıkıyor gibime geliyor. Bir 79-80, 81-82 veya 83-84 jenerasyonu şu an yokmuş gibi. Şu anda A takıma çıkıp takımı sırtlayacak bir oyuncu yok. Bizim zamanımızda benim önümde çok değerli çok üst düzey oyuncular, Arzu abla, Serap abla, Çelen abla vardı. Onları aşıp süre almam gerekiyordu bu da çok çalışma ve çok mücadele etme demekti. Ama şu anda beni zorlayacak veya hiç bir Milli Takım oyuncusunu zorlayacak çok özel farklı bir oyuncu göremiyorum.
Şahsen ben çok yakından biliyorum, çok çalışan ve kendine çok dikkat eden bir profesyonelsin ve bu iş ahlakından dolayı da seni kutluyorum ama nedir bu sakatlık ve ne kadar ciddi?
Öncelikle bir bel fıtığı rahatsızlığım ve kendime çok dikkat edip çok iyi çalıştığım için doktorumun dediğine göre mucizevi bir şekilde bu şekilde en üst düzeyde oynamaya devam ediyorum. Bunda da özel kondisyonerim Murat Can Üner’in çok büyük katkısı var.
Boş vakitlerinde neler yapıyorsun?
Hayatım spor üzerine kurulu. Boş vakitlerimde en çok yaptığım şey özel kondüsyonerim Murat Can ile çalışmaktır herhalde. Arta kalan zamanlarda denk gelirse sinema’ya giderim.
Röportaj: Gökmen Ertem / tbl.org.tr
Tammy Sutton Brown Röportajı
21 Şub
O artık Fenerbahçeliler için aileden biri. WNBA’in ve Kanada Milli Takımı’nın oyuncusu olan Tammy Sutton Brown, Fenerbahçe’deki 3. sezonunu geçiriyor. Ara sıra ayrılıklar yaşansa da başarılı basketbolcu “yuvam” dediği Fenerbahçe’ye sezon başında geri döndü. Başarılı basketbolcu aynı zamanda WNBA’de maç başına blogda 10., toplam blokta ise tüm zamanların 6. sırasında yer alıyor. Tammy ile Beylerbeyi Sarayı’nda yaptığımız fotoğraf çekiminin ardından Dereağzı Tesisleri’nde bulunan antrenman salonunda keyifli ve içten bir sohbet yaptık.
Fenerbahçe Dergisi’nin 72. sayısında yer alan Tammy Sutton Brown röportajının tam metni aşağıdaki gibidir
- Kariyerinden ve basketbola nasıl başladığından biraz bahseder misin?
8 yıl WNBA’de, 2 yıl Kore’de, 3 yıl da Rusya’da oynadım. Şu anda ise Türkiye’de üçüncü yılımı yaşıyorum. 13 yaşındayken sınıfımdaki herkesten daha uzundum ve her türlü sportif aktiviteye katılırdım. Bunlara voleybol ve beyzbol da dahil… Basketbola ise boyum uzun olduğu için başladım ve çok sevdim.
- Dediğin gibi bu, Fenerbahçe’deki 3. sezonun… Zaman zaman ayrılsan da Fenerbahçe’ye hep geri geldiğini görüyoruz. Bunun temelinde ne yatıyor?
Dürüst olmak gerekirse burayı çok seviyorum. Fenerbahçe’yi, İstanbul’u çok seviyorum. Burada çok güzel zaman geçirdim. Koçumuz ve tüm takım arkadaşlarım herkes mükemmel. Burası benim ikinci evim gibi.
- Takımın durumunu nasıl buluyorsun?
Şu anda Türkiye Ligi’nin bir numarasıyız. Maalesef Noel tatilinden hemen önce Beşiktaş’a yenildik. Şu ana kadar başarılı bir performans gösterdiğimizi düşünüyorum. Takımda harika oyuncular var. Cappie Pondexter da 2 yıl boyunca buradaydı. Dediğim gibi çok yetenekli oyuncularımız var. Şu ana kadar oldukça iyi bir yıl geçirdik. Elbette önümüzde daha koca bir 2. yarı var. Bunun yanı sıra yeni oyuncular katılıyor aramıza… Katie Smith kesinlikle bize çok yardımcı olacaktır. Kendisi harika bir oyuncu ve onunla aynı takımda oynamayı sabırsızlıkla bekliyorum.
- Boş vakitlerini nasıl değerlendiriyorsun?
İdman ve maç programlarımız bildiğiniz gibi çok yoğun. Vakit buldukça restoranlara gidip yemek yemeyi seviyorum. Özellikle Bağdat Caddesi’ndeki restoranları çok seviyorum. Bunun dışında alışverişe giderim. İstinye Park’ı beğeniyorum.
- İstanbul’u nasıl buluyorsun? Alışmak zor oldu mu?
Bence İstanbul’da yaşamak o kadar da zor değil. Her zaman biraz da olsa İngilizce konuşan birilerini bulabiliyorsunuz. Açıkçası buraya gelmeden önce Türkiye hakkında pek bilgi sahibi değildim ama burayı çok sevdim. Köprüden geçerkenki manzara inanılmaz. Belki seneye Boğaz’da bir daire alırım (Gülüyor)… Sadece şaka yaptım. Türkiye’de gerçekten yapacak çok şey var. Anadolu yakasında yaşıyorum ve seviyorum. Alışveriş için ise Avrupa yakası tercihim.
- Türk yemekleriyle aran nasıl?
Türk yemekleriyle aram çok iyi. Köfteyi, baklavayı ve pilavı çok seviyorum.
- Hayvanları çok sevdiğin biliniyor… Bir evcil hayvanın var mı; varsa adı ne?
Bir köpeğim var. Yorkshire cinsi ve adı Bayi. Bayi Korece bir kelime. Ben de köpeğimi Kore’de oynarken almıştım. Bu isim birdenbire aklıma geldi. 4-5 yıldır benimle beraber, küçük çocuğum gibi.
- Profesyonel basketbolcu olmaya nasıl karar verdin?
Biliyor musunuz, aslında üniversiteye gidip orada oynamaya başlayana kadar profesyonel olarak basketbolu düşünmemiştim. Zaten ondan önce WNBA yoktu. WNBA neredeyse 12 yıldır var. WNBA başlayana kadar basketbolcu olacağımı hiç düşünmemiştim. WNBA kurulunca, basketbolu para kazanabileceğim bir kariyer olarak düşünmeye başladım. Basketbol oynamayı seviyordum ve karar verdim. Kararımdan da çok memnunum.
- Ailende profesyonel olarak sporla uğraşan birileri var mı?
Aileme sorarsanız, hepsi evet diyecektir. Ancak bence yok… Gerçi annem ile babam gençliklerinde bir sürü sporla uğramışlar. İkisi de Jamaikalı ve gençken herkes gibi sporla ilgilenmişler ancak profesyonel anlamda değil. Sadece ben varım.
- Lakap olarak “Sinba” diyorlar bunun nedeni nedir?
Sinba, üniversitede başladı. Koçlarımdan biri çıkardı. Hepiniz Aslan Kral’ı izlemişsinizdir. Bir gün idmandaydık. Ben de, koçum da filmi izlemiştik ve koçum birden beni Sinba diye çağırdı çünkü ben filmi çok sevmiştim. Daha sonra bazı taraftarlar da duydu, ve bu internette yayıldı ama dediğim gibi bu çok eskiydi.
- Takım arası arkadaşlık nasıl?
Bu benim burada üçüncü yılım. Nevriye, Esmeral’de yıllardır buradalar. Hepsi çok iyi insanlar. Takımım benim artık ikinci ailem. Tatillerde bile haberleşiriz. Bazen tatilde ülkemdeyken, Esmeral’dan mail alıyorum: ‘Bana gelirken şunu getirir misin?’ diye. Hepsi benim ailem…
- Takımın oturmuş bir iskeleti var… Şampiyonluklara da çok alışığız. Avrupa’da da başarılı bir grafiğimiz var. Bununla birlikte Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımı’nın Avrupa’daki şansı nedir?
Son 2 yıldır hep Play-Off’lara, ikinci turlara yükselmeyi başarmıştık ama Final Four’a bir türlü ulaşamıyorduk. Bu yıl ise şansımız iyi gözüküyor. Euroleague gerçekten çok zor bir lig çünkü Avrupa’nın en iyi takımları ile mücadele ediyorsunuz. Gerçekten ilginç bir maraton olacak. Umuyorum, bu yıl Final Four’a kalmayı başaracağız. Hedefimiz her zaman bu.
- Kanada Milli Takımı’nın ve WNBA’in de oyuncusu olarak oradaki basketbol ile Türkiye’de oynanan basketbolu karşılaştırırsan neler farklı, neler aynı?
WNBA, Milli takım, Avrupa. Hepsinde iyi bir kariyer yaptığımı düşünüyorum. Hepsinin yeri ayrıdır. Milli takımdaki en önemli anım, 2000 yılındaki olimpiyatlardı. Gerçekten dünyadaki en iyi sporcuların bir araya geldiği bir organizasyona katılmak çok heyecan vericiydi. WNBA her zaman zevk vermiştir. Bir artısı da, ailemin ve arkadaşlarımın beni her zaman izlemeye gelebilmeleriydi. Euroleague ise çok rekabet gerektiren bir lig. Avrupa’da gerçekten çok kaliteli oyuncular var. Burada olmaktan ise çok mutluyum.
- Yoğun bir deplasman ve maç trafiği var kendine nasıl zaman ayırıyorsun? Bir kadın için bakımlı olmak önemlidir. Hem sporcu hem bir kadın olarak ikisini yürütmek zor olmuyor mu?
Gerçekten yoğun bir tempo. Türkiye Ligi’nde 7 deplasman ve 3 iç saha maçımız var. Gerçekten bir sürü yolculuk, hepsi farklı maceralar… Gerçekten insanın kendi zamanını iyi ayarlaması gerekiyor. Bazen zaman bulduğumda evde oturup, dinlenmeye çalışıyorum. Vitamin alıyorum. Programımız çok yoğun ama açıkçası yoğun olmayı boş olmaya tercih ederim.
- Televizyonla aran nasıl? Hangi dizileri izlemeyi seviyorsun?
Grey’s Anatomy, Law&Order ve Prison Break gibi dizileri izlemeyi çok seviyorum.
- Rutgers da Cappie Pondexter da sen de Matee Ajavon’da aynı okulda okudunuz. Bize onlardan ve okulundan biraz bahseder misin?
Ben onlardan biraz daha büyüğüm, o yüzden onlarla oynama fırsatım olmadı. Cappie gerçekten çok yetenekli bir oyuncu. Burada geçirdiği iki yılda da herkese neler yapabileceğini gösterdi. Henüz daha çok genç ve önünde elde edeceği büyük başarılar var. Matee de gerçekten harika bir oyuncu. İlk yılında çok şeyler öğrendi ve ikinci yılında çok daha iyi olacaktır.
- Kariyerini tamamladıktan sonra ne yapmayı planlıyorsun?
Yazın ülkemde kızlar için basketbol kampları yönetiyorum. Bıraktıktan sonra koçluk yapmak istemiyorum. Çocukları çok seviyorum ve şu an kampları yönetiyorum. İlerde de bu konuda bir şeyler yapmak istiyorum.
Röportaj: Elena Demiryürek
MILAN GUROVIC Röportajı
21 Şub
Galatasaray Cafe Crown’a transferi olay yarattı. Basketbolseverler, ULEB Kupası tarihindeki en skorer oyuncunun İstanbul’a geldiğine önce inanamadılar. Durdurulamaz bir hücumcu olan ve kariyeri boyunca sayısız şampiyonluk yaşayan Sırp yıldız, politik tartışmaların da odağında oldu. “Takımım için sahada her şeyimi veririm. Kardeşime bile yenilmek istemem” diyen Milan Gurovic, merak edilen tüm konulara ilk kez ve sadece Galatasaray Dergisi’nde açıklık getiriyor.
(Röportaj: Memetcan DEMİRAY | Galatasaray Dergisi, Ekim 2008, Sayı: 72)
Röportajı evinde yapacaktık ama doğru dürüst eşya bile yok dedin. Nasıl geçiyor İstanbul günlerin?
Bir aydır buradayım. Ev boş çünkü ailem Belgrad’da. Karımın gelmesini bekliyorum.
Evlisin demek.
Evet. Beş yaşında bir kızım, iki yaşında bir oğlum var. Onların gelmesini bekliyorum.
Ne zaman geliyorlar?
Slovenya kampından sonra…
Mutlusun o zaman!
Tabii ki! Ailem olmadan yaşayamam. Onlar çok özel…
Oğlunun basketbolcu olmasını ister misin?
Uzun boylu olacağını düşünüyorum. Şimdi bir şey söylemek için erken. Ben basketbolcu olmasını dilerim. Ama sonuçta bu sadece benim hayalim.
Bir de kardeşin var. O da basketbolcu mu?
Hayır. Annem ve babamla birlikte, doğduğum yer olan Novi Sad’da yaşıyor. Bir haftalığına İstanbul’a geldi beni görmeye.
Basketbola gelelim. Galatasaray Cafe Crown’ı nasıl buldun?
Öncelikle Galatasaray’ın Avrupa’da tanınan, büyük bir kulüp olduğunu söylemek isterim. Herkes saygı duyuyor. Basketbolda tabii ki bir Euroleague takımı olduğunu söyleyemeyiz. Ama her yıl yükselen bir çizgisi var. Nitekim geçen sene ULEB Kupası’nda yarı final oynadı. Bu sene daha da iyi olacağımızı umuyorum.
Bu sene kadro baştan kuruldu denebilir. Takım arkadaşların hakkında ne düşünüyorsun?
Çoğunu zaten tanıyordum. Zizic çok iyi oyuncudur. Dejan (Milojevic) ile Partizan’da oynadım. Cüneyt’le Darüşşafaka’dayken karşılaşmıştık. 2001’de Yugoslav Milli Takımı’yla Avrupa Şampiyonu olduğumuzda Hüseyin Beşok’la tanışmıştım. Bu kadroyla kendi sahamızda yenemeyeceğimiz takım yok. Tabii bu benim görüşüm. Her zaman iyimserimdir.
Oyuncu kalitemiz gerçekten yüksek ama takım oyunu nasıl olacak?
Zaten bu yüzden her gün çok çalışıyoruz. İleri doğru adım atmaya uğraşıyoruz. İyi başlamadık gibi görünse de daha zamana ihtiyacımız var. Birbirimize alışacağız. Ve göreceksiniz, Eurocup elemesi ve Beko Basketbol Ligi’nde çok çok daha iyi olacağız.
Evet, onu soracaktım. Hazırlık maçlarında istediğimiz sonuçları alamadık…
Ama nasıl kaybettik? Mesela Türk Telekom’a yenildik ki bence Türkiye’nin en iyi takımlarından biri. Ve fark sadece dört sayıydı! Hazırlık maçlarında genç oyuncularımız vardı. Daha tecrübe kazanacaklar. Buna rağmen hep az sayı farkıyla kaybettik. Tekrar söylüyorum, Beko Basketbol Ligi başladığında tüm bu takımları kesinlikle yenecek durumda olacağız.
Galatasaray Cafe Crown’a transfer kararını nasıl aldın?
Konuştuk ve anlaştık karşılıklı…
Evet ama hiç araştırmadın mı, kimseye danışmadın mı?
Tabii ki. ULEB Kupası yarı finali oynamış iyi bir takım olduğunu ve daha da ileri gittiğini biliyordum. Çok genç ve iyi bir coach’umuz var.
Murat Özyer’in beklentisi ne senden?
Sayı atabildiğimi biliyor. Pres gücümü biliyor. Ama şu anda önüme bir kağıt uzatın ve diyin ki; “Galatasaray Cafe Crown şampiyon olacak ama Milan Gurovic sadece bir sayı atacak.” Hemen imzalarım!
Yine Murat Özyer, artık oyun kurucu guard’ların eskisi kadar önemli olmadığını, senin gibi takım oyuncularının öne çıkması gerektiğini söylüyor. Buna ne dersin?
Oyun kurucular tabii önemlidir. Mesela benim de topu doğru zamanda, doğru yerde bana iletecek bir oyun kurucuya ihtiyacım var. Oyun kurucu takımın beynidir.
Öyle ama sen asist de yapabilen bir oyuncusun…
Asist de yaparım, savunma da… Coach bana ne görev verirse yaparım evet. Profesyonelim, coach’un ne istediğini dinleyip yapmak zorundayım.
Ve Antonio Graves’i soracağım! İkiniz herhalde toplam 50-60 sayı atacaksınız maç başına!
Hazırlık maçlarında öyleydi evet! Ama içeriden de oynamamız gerekiyor. İçeride Dejan, Hüseyin ve Zizic gibi kolay sayı bulabilecek oyuncularımız var. Bu benim ve Antonio’nun işini de kolaylaştırır.
O halde hem içeriden hem de dışarıdan büyük bir hücum gücüne sahibiz, öyle mi?
Evet. İçeri ve dışarı arasında skor dengesini bulmalıyız. Ondan sonra takım kesin çok daha iyi olacak.
Beko Basketbol Ligi ve Eurocup’ta şampiyonluk telaffuz edebilir miyiz?
Şu anda edemeyiz çünkü Beko Basketbol Ligi’nde çok güçlü takımlar var. Şampiyonluk yarışında en az beş takım olacağız.
Kazanmayı seven, maç kazandıran bir oyuncu olduğunu biliyoruz.
Evet, kaybetmeyi hiç sevmem. İdmanda bile! Maç sırasında arkadaşlığı, her şeyi unuturum. Kazanmak isterim, budur! Kardeşime karşı da oynasam kazanmak isterim. 40 dakika boyunca tanımam onu. Maç bittiğinde beraberce bir şeyler içip sohbet etmeye gidebiliriz.
Hazırlık maçlarında yanlışlıkla bir oyuncuya çarptın ve yere düştüğünü görünce fast break’i kesip onun yanına gittin. Hırs ile fair – play iç içe mi sende?
Bilmiyorum, (Gülüyor) bazen sanırım! Ankara’daki olaya gelirsek, orada doğru olan neyse onu yaptım. Buna fair – play denebilir evet.
İnternette bir maç görüntün var. Rakibini dövüyorsun! Bunu gören herkes senin saldırgan biri olduğunu düşünüyor. Buna ne diyeceksin?
Evet evet! Polonya’da oldu bu. Ama o başlattı olayı. Biri bana dokunursa tabii ki cevap veririm. Ama herkese sorabilirsiniz, kavgayı başlatan ben olmam. Durup dururken de kimseye yumruk atmam.
İlk yumruk attığın o muydu kariyerinde!?
Tabii ki! Yedi maçlık final serisindeydik. Sanırım üçüncü maçta 34 sayı atmıştım. Bazı arkadaşlarımdan bilgi geldi, beni durduracakmış… Dördüncü maçta beni çok sert itti ve o yüzden reaksiyon gösterdim. Zaten son maçta da 36 sayı attım!
Bazı taraftarlar burada da adam dövmenden korkuyorlar!
(Çok ciddi bir tonla tekrarlıyor) Tabii ki hayır, tabii ki hayır…
Yine taraftarlar, iki Milan’dan iki şampiyonluk bekliyorlar! Milan Baros ve Milan Gurovic! Aynı tesiste çalışıyorsunuz artık. Tanıştınız mı?
Aa, futbolcu evet, henüz tanışmadık ama kim olduğunu elbette biliyorum. Futbolda Galatasaray’a herkes saygı duyuyor. Şimdi basketbolda da tabii ki şampiyon olmak istiyoruz ama örneğin çok güçlü bir Efes Pilsen var. Başka güçlü takımlar var. Zor bir şeyi başarmaya çalışacağız.
Futbolla aran nasıl bu arada?
İyidir. Kızılyıldız’ı çok seviyorum ve tutuyorum.
Kızılyıldız basketbol takımında forma giymen senin için muhteşemdi o zaman…
Tabii ki, inanılmaz güzel iki seneydi.
33 yaşındasın ama hala çok güçlüsün. Bunun sırrı ne?
Her şey kafada biter. Oynayabileceğini hissedersen oynarsın. Sakatlık engelini saymazsak tabii…
Düzenli aile yaşamının da etkisi var mı?
Tabii var. Zaten dışarı çıkmam hiç. İçki içmem. Günde bir bardak kahvemi içerim ama! (Gülüyor). Profesyonelseniz çok iyi dinlenmeniz lazım. Yediğinize ve uykunuza dikkat etmeniz lazım.
İstanbul’da harika bir sosyal hayat var…
Evet ama çok büyük bir şehir! Daha önce yaşadığım Barcelona ve Belgrad da büyük şehirlerdi ama burası çok çok daha büyük. Trafikten nefret ediyorum. Ayhan Şahenk Spor Salonu’na gitmek tam bir saat sürüyor. İnanılmaz! Ama bunun dışında her şey çok güzel. Restoranlar mesela…
Şehrin önemli mekanlarını gezdin mi?
Hayır ama ailem gelince beraber gezeceğiz.
Daha ne kadar basketbol oynarsın?
İki ya da üç yıl olabilir. Sahada yüzde yüzümü vermek istediğimi söyledim. Eğer bunu veremeyeceğimi hissedersem bırakırım.
Sonra ne yapmayı planlıyorsun?
Hayalim, Kızılyıldız’da menajer olmak. Coach olmak istemiyorum çünkü çok enerji kaybettiren, sinir bozan, stresli bir iş.
Sırbistan’da yaşayacaksın o zaman…
Evet. Belgrad’da.
Hobilerin neler?
Basketbol izlerim.
NBA mesela?
Hayır… Bana göre Avrupa basketbolu daha iyi. NBA gösteri dünyasından (showbusiness) başka bir şey değil. Kimse savunma yapmıyor, hücum seti oynamıyor. Koş ve sayı at!
Fobilerin var mı?
Yılandan korkarım. Uçaktan da korkarım ama tabii ki ölesiye bir korku değil! Düşünsenize, 10 bin feet yükseklikte iyi hissedemem ki kendimi!
Politika konuşmayacağız demiştik, zaten işimiz bu değil. Ama taraftarlar senin transferinde iki gruba ayrıldı, bunu biliyor musun?
Hayır.
Basketbolu seven, salona gelen gençler, senin transferine çok sevindiler, inanamadılar! Daha çok futbolla ilgilenen orta yaş civarı taraftarlar ise senin politik kimliğin olduğu gerekçesiyle transfere karşı çıktılar.
Dövmem hakkında konuşmak istemiyorum.
Evet onu sormuyoruz. Konu taraftarın bakışı…
Ben kendimi Sırp gibi hissediyorum. Sırp gibi de öleceğim. Nasıl ki sen Türk’sen ve Türk gibi öleceksen. Bazıları “Sen milliyetçisin” diyor… Nedir milliyetçilik? Ülkeni ve halkını sevmek… Şovenist ise başka bir şey. Bambaşka bir şey. Eğer bu ikincisi olsaydım şu anda seninle konuşmazdım.
Birçok Bosnalı ve Müslüman arkadaşım var. Hırvat arkadaşlarım var. Mesela bizim takımda da Zizic ile arkadaşım. Benim hakkımda tüm oyunculara sorabilirsiniz. Türkiye’deki maçlarda dövmemi de bantla kapatıyorum. Bu Galatasaray taraftarına saygıdır.
Bu davranışını takdir ediyorlar. Tanıyanlar da senin iyi bir insan olduğunu söylüyor zaten. Mesela Teknik Menajer Levent Topsakal…
Levent beni tanıyor evet. Bu arada Sırbistan’da insanların yarısı beni sever, yarısı sevmez.
Neden?
Çünkü Kızılyıldızlı olmama rağmen iki ay kadar Partizan’da oynadım! Türkiye’deki Galatasaray – Fenerbahçe rekabetine benzer bu.
Kızılyıldız’ı tutuyorsan bunu nasıl yapabildin?!
(Gülüyor) Bilmiyorum! Hataydı tabii. Herkes hata yapabilir. Hayat böyledir, değiştiremeyiz.
Taraftar seni motive etmek için özel şovlar hazırlıyor bu arada…
Bakın, oynadığım her takımda bana saygı duyuldu. Çünkü hep yüzde yüzümü vermeye çalıştım. Taraftar da bunu her zaman görür ve ödüllendirir.
Milan Gurovic
Doğum Tarihi: 17 Haziran 1976
Boyu: 2.07
Mevki: Forvet
Kariyeri:
1993-98 BC Peristeri (Yunanistan)
1998-2000 Barcelona (İspanya)
2000-01 AEK (Yunanistan)
2001 Pallacanestro Trieste (İtalya)
2001-03 BC Malaga (İspanya)
2003-04 NIS Vojvodina (Sırbistan)
2004 BC Partizan (Sırbistan)
2004 Joventut Badalona (İspanya)
2005-07 Kızılyıldız (Sırbistan)
2007-08 Prokom Trefl Sopot (Polonya)
Kariyerinin en olgun çağını yaşayan Milan Gurovic, geçen sezon Polonya şampiyonu Prokom Trefl Sopot formasıyla Euroleague’de 15 sayı – 5 ribaund ortalaması yakalayarak göz doldurdu. Sırp yıldız, 2007 ULEB Kupası’nda ise 25 ortalamayla sayı kralı olurken normal sezonun en değerli oyuncusu seçildi.
Sırp Milli Takımı’nın değişmez oyuncusu olan Milan Gurovic’in kariyerinde, 2001 Avrupa ve 2002 Dünya Şampiyonası altın madalyaları var. Gurovic aynı zamanda 21 ortalamayla ULEB Kupası’nda tüm sezonların en skorer oyuncusu…
Seimone Augustus Röportajı
20 Şub
Çikolata Prenses
Galatasaray Bayan Basketbol Takımı, bu sezon inanılmazı gerçekleştirip WNBA’in en yetenekli, en skorer oyunculardan birini transfer etti. Sıcacık gülümsemesi, çocuksu ruhu ve daha ilk günden taraftarla kurduğu çok özel bağ, Seimone Augustus’ın neden milyon dolarlık Rus liginde değil de Galatasaray’da olduğunu özetliyor.
(Galatasaray Dergisi, Aralık 2008, Sayı: 74)
2006 WNBA seçmelerinde Minnesota Lynx tarafından ilk sırada seçildi ve daha ilk yılında ortaya koyduğu performansla “Yılın Çaylağı” oldu. Sezon bittiğinde Rus devi Dinamo Moskova’ya gitti ve FIBA Eurocup’ı kaldırdı. Kariyerindeki sayısız madalya ve kupadan sadece birine ulaşmıştı. Ertesi yaz yine WNBA’in en gözde skorerlerindendi. Kışın Moskova’ya döndü ve bu kez Euroleague tecrübesi yaşadı. Ve bu sene artık basketbolunun olgun çağında, WNBA’in en skorer dördüncü oyuncusu olarak milyon dolarlık yıldızların arasındaydı. Pekin Olimpiyatları’nda şampiyon olan ABD Milli Takımı’ndaydı. Ve Amerika’da sezon tatile girerken, Seimone Augustus çoktan Galatasaray’a imza atmıştı.
Peki neydi böyle büyük bir yıldızın bizi tercih etmesindeki temel neden? Ruslarla ekonomik manada kimsenin baş edemeyeceği kesindi. Öyleyse çok daha büyülü bir şey vardı bu transferin perde arkasında. Sıcacık gülümsemesi, ışık saçan gözlerinde, daha ilk günden taraftarla kurduğu çok özel bağda saklı, Seimone ile Galatasaray’ı bir araya getiren büyü…
Basketbola beş yaşında başladığını biliyoruz. Annenin sana aldığı eldivenleri kullanıyormuşsun.
Hayır babam aldı eldivenleri. Daha o yaşta topu doğru kavramama, doğru antrenman yapmama yardımcı oldu.
Şut yeteneğinin tek kaynağı bu mu?
Hayır. Çok alıştırma yaptım. Zengin değildik. Ne bulursak kullanmak zorundaydık.
Ailen nerede şimdi?
Louisiana’dalar.
O halde 22 yaşında Minnesota’ya transfer olduğundan beri yalnız yaşıyorsun.
Evet. Bu biraz zor ama birbirimize çok düşkün bir aileyiz. Her gün mutlaka konuşuruz. Uzakta olmalarının acısını hafifletiyor.
Önce Rusya, sonra Türkiye derken aranıza okyanus girdi ailenle…
Bilgisayardan görüntülü de konuşuyoruz. Rusya’da iki yıl çok farklı bir atmosferdeydim. Türkiye de farklı bir tecrübe oluyor. Okyanus ötesinde yeni kültürler, yeni insanlarla tanışıyorsun. Çok öğretici. Zaten insan böyle büyüyor.
Neden bu yıl Rusya değil de Türkiye’desin?
Senaryoyu değiştirip yeni şeyler yaşamak istedim. (Uzun süre Fenerbahçe’de oynayan) Cappie (Pondexter) en iyi arkadaşımdır. Ona danıştım. İstanbul’un, buradaki insanların harika olduğunu söyledi.
Tüm taraftarlar şunu merak ediyor: Gelecek sene WNBA’den sonra yine İstanbul’da, Galatasaray’da olacak mısın?
Kalmayı planlıyorum. Galatasaray da isterse burada olurum.
Profesyonellik bir yana, sevdin mi burayı?
Evet, özellikle havayı sevdim. Rusya’da hep yağmur vardı. Burada takım arkadaşlarımı ve taraftarın yarattığı atmosferi de çok sevdim. Hiçbir salonda bütün maç boyunca tezahürat yapan taraftarlar görmemiştim! İlerleyen yıllarda da burada olmaktan keyif alacağımı hissediyorum.
Transfer olduğundan beri herkes “Kazanmak için Seimone yeter” diyor. Ama son Fenerbahçe maçında bu böyle olmadı.
Evet, hep öyle olmaz. Benden beklentileri biliyorum. Ama o maçta ritmimi bulamadım. Umuyorum bir dahaki Fenerbahçe maçı bambaşka olacak!
Fenerbahçe de Nicole Powell’dan çok şeyler bekliyor ve bütün maçlarda karşı karşıya geleceksiniz…
WNBA’de de sık sık karşı karşıya geldik. İkimiz de birbirimizin en iyi oyununu engelliyoruz. Ama mücadeleci karakterim var. Ve bir dahaki maçta daha iyi olacağım.
FIBA Eurocup’ta şu ana kadar açıkçası hep zayıf takımlarla oynadık. İlerleyen turlarda şansımızı nasıl görüyorsun?
Bu konuda bize Türkiye Ligi’nin yardımcı olacağını düşünüyorum. Çünkü ligde güçlü takımlar var ve bize ne durumda olduğumuzu görme şansı veriyorlar. Böylece Eurocup’ta finale doğru bizim seviyemize yakın ya da bizim seviyemizde takımlarla karşılaşmaya hazırlanmış oluyoruz. Ve Eurocup’ta şampiyonluk şansımızın gayet yüksek olduğunu düşünüyorum.
Özel hayatına dönelim. Nasıl vakit geçiriyorsun evde?
Playstation, Xbox, Nintendo Wii, bilgisayar oyunları oynuyorum.
Neler mesela?
NBA Live, Madden NFL, Grand Theft Auto… Nintendo Wii’de de tenis, beyzbol oynuyorum. Genelde hep spor oyunları.
Yemek yapıyor musun?
Aa, hayır…
Neler yiyorsun?
Burger King, North Shield’a gidiyorum. Flyinn’deki Home Store’da güzel yemekler var. Polat Renaissance’da Champions’a gidiyorum.
Astrolojiyle aran nasıl? Boğa’ların hamur işlerine, tatlıya ve uykuya bayıldığı, ilk aşklarının da son aşkları olduğunu söylerler…
(Gülüyor!) Çoğunda haklısın! Fazlasıyla uyurum evet! Hamur işlerini çok severim. İlk aşk konusuna katılmıyorum. Diğer özelliğimiz neydi?
Tatlıyı çok severmişsiniz!
Evet yerim ama çok aramam.
Bir de kıskanç olduğunuz söylenir…
Kıskanç mı, hayır! Ama inatçıyım! Çok hem de…
Seneye de Minnesota Lynx’de mi oynayacaksın WNBA sezonunda?
Evet.
Neden şampiyonluk şansı olan bir takıma gitmiyorsun?
Minnesota çok güzel bir yer. Candice Wiggins gibi çok genç oyuncularımız var. Gelecek bizim için çok parlak görünüyor.
Birçok madalyan ve kupan var ama WNBA şampiyonluğun yok henüz.
Aceleci biri değilim. Bir an önce şampiyon olayım diye takımımı bırakıp gitmem. Her şeyin yoluna girmesi için fırsat tanımak lazım. Coach’umuz da değişti. “Haydi ben gidiyorum” diyemem. Minnesota’yı seviyorum. Orada başladım ve kariyerimi orada bitireceğim.
Az önce ‘ilk aşk – son aşk’ konusuna katılmayan sendin değil mi?
(Kahkahalar)
Skorer oyunun basketbolseverlere Kobe Bryant’ı çağrıştırıyor. Sence de benziyor musunuz?
Oo, hayır! Kobe bir maçta 81 sayı attı. Ben atamam! O basketbolun efendisi.
Basketbolcu olmasaydın peki, ne yapardın?
Doğrusu çocukları çok seviyorum. Onlarla ilgili bir şeyler yapardım.
Evlilik ve çocuk düşünüyor musun?
Tabii ama basketbol oynayan biri için zor bu. Daha 24 yaşındayım. Çok da geç kalmak istemiyorum. 30’a yaklaşırken olabilir.
Augustus Yorumluyor!
Mihriban Oğuz: Adını telaffuz edemiyorum!
Cem Akdağ: Çok iyi biri, centilmen, çok tatlı.
Işıl Alben: Rock star, süper star!
Taj McWilliams: Benim için anne gibi. WNBA’de bir efsane.
Vickie Johnson: Aynı Taj. O da bir efsane.
Barack Obama: Başkanımız! Değişim. Ekonomiyi düzelteceğini umuyorum.
Seimone Augustus’ın
‘FAVORİ’leri…
Yemek: Makarna, spagetti ve lazanya.
Otomobil: Impala. Üç tane eski klasik otomobilim var. İkisi 68, biri 66 model.
NBA Takımı: New Orleans Hornets. Chris Paul’ü severim.
Erkek Basketbolcular: Carmelo Anthony, Kobe Bryant, LeBron James.
Kadın Basketbolcular: Kendim, kendim! (Gülüyor). Cappie Pondexter, Diana Taurasi, Lauren Jackson, Sue Bird.
Parfüm: Armani, Escada, Curve Crush.
TV Programı: “American Chopper” gibi otomobil programları ve spor kanalları.
Müzik: Herkes gülüyor ama caz severim! Arada hip hop dinlerim.
Seimone Augustus
Doğum Tarihi: 30 Nisan 1984
Geldiği Takım: Minnesota Lynx
Boyu: 1.83
Kariyeri:
2002-06 Louisiana State University
2006 Minnesota Lynx (WNBA)
2006-07 Dinamo Moskova
2007 Minnesota Lynx (WNBA)
2007-08 Dinamo Moskova
2008 Minnesota Lynx (WNBA)
Son Yorumlar