Basketbol ve NBA
Röportajlar
3SAYI 3. Yıl Özel Sayısı Çıktı
5 Ara
3SAYI Online Basketbol Dergisinin 3. yıl özel sayısı çıktı.
25 konudan oluşan dergi tam olarak 270 sayfa.
Online okumak için tıklayınız: http://www.3sayi.com
Toney Douglas 23 Numarayı Bırakmaya Hazır Değil
14 Kas
Lebron James’in 23 numarayı bırakması ve açıklama yapması ardından New York’un 23 nuraması Toney Douglas henüz 23 numarayı bırakmaya hazır olmadığını söledi.
Toney Douglas : “Lebron’un 23 numara ile söledikleri beni ilgilendirmiyor.Şuanda bunun için ne iyi ne de kötü diyemem.”dedi
Toney Douglas : “Michael Jordan,O benim favori oyuncum bu numarayı giymekten gurur duyuyorum.”dedi.
Dalembert’ta talip yok.
8 Kas
Sixers Genel Menejeri Ed Stefanski bu günlerde Dalembert için bir talip arıyor.Ama hiç bir takım şuanda Dalembert’a talip olmuyor.Daily News’e yapılan açıklamada takımın kötü gidişine karşı Dalembert’ın satılması gerektiği söyleniyor.Dalembert geçen 2 sene boyunca Sixers’dan 25 milyon dolar kazandı.
Cuban:Dampier Bir Takasta Kullanılabilir
7 Kas
Mavericks pivot Erick Dampier’ın kontratını bir takasta kullanabilir.
Seneye herhangi bir takım Dampier ile ilgilenebilir.Cuban ise onu parasız vermemeyi hatta takas etmeyi düşünüyor.
Lewis Cezasının Bitmesini Bekliyor.
7 Kas
Magic koçu Stan Van Gundy Rashard Lewis’ın cezasının bitmesi taktirde sezona hemen başlıyacağını açıkladı.
Lewis yasaklı ek aldığından dolayı sezonun ilk 10 maçınta oynamama cezası almıştı.
Başarılı Forvet 16′sında yapılacak Bobcast maçından sonra oynıyabilecek.
Orlando Sentinel’e koçuna Gundy “İlk maçta oynatabilirim.”dedi
James : Her yerde oynarım.
6 Kas
Lebron James Chicago Sun Times’a heryerde oynamayı düşündüğünü söyledi.
Bu sezon sonu kontratı biten ve New York ile adı sıkça anılan Lebron James Sun Times’a her takımda oynıyabileceğini belirtti.2003 yılında draft edilen ve NBA’nin en başarılı oyuncularından biri olan Lebron James NBA’de yer alan bütün takımlarda 1 kez oynamak istediğini ve bunu düşlediğini açıklıyarak kafalardaki soru işaretlerini artırdı.
Alex Gordon Röportajı
22 Şub
Alex Gordon: “Korkusuz”
Yağmurlu bir Pazar sabahında, Oyak Renault’nun skorer ismi Alex Gordon ile keyifli ama hepsinden önemlisi fazlaca samimi bir röportaj gerçekleştirdik. Hayatın ne denli zor sürprizleriyle karşılaşırsa karşılaşsın, bir şekilde kendini motive edip ayakta kalmayı başarmış bu korkusuz adamın hikayesini okumak için şöyle bir arkanıza yaslanın.
Öncelikle NCAA kariyerinden başlamak istiyorum. 4 yıl Vanderbilt’te oynadın. Kolejdeki daha ilk yılında Tennessee maçında ürettiğin 30 sayı ile Vanderbilt’te ilk sezonunu oynayan oyuncular baz alındığında en iyi ikinci performansa imza atarak okul tarihindeki yerini aldın. Rekor da zaten 1977 yılında 34 sayı üreten Mike Rhodes’a aitti. Hem okul yılların hem de bu önemli rekor hakkında neler söylersin bize?
Çok güzel bir takımımız vardı, beraber hareket eden, birlikte çalışan, okul ve idmanlar dışındaki vakti de beraber geçiren bir ekiptik. O yılları düşünüp de kötü bir şey hatırlayamaz insan. Rekora gelecek olursak ise, ilk yılımda böylesi bir performans göstermiş olmak ve senin de dediğin gibi okul tarihine bir şekilde adımı yazdırmak önemli bir olaydı benim için. Belki de başlangıcım bu kadar iyi olduğu için, sonrasındaki işler de iyi gitti benim için.
Okuldaki ikinci yılında da boş durmadın, kariyerin adına bir ilki gerçekleştirdin ve Furman karşısında 16 sayı – 10 asistlik bir performans ile ilk double-double’ına imza attın. Ne hissetmiştin ilk double-double sonrasında?
Hem benim hem de takımım adına iyi bir maçtı. Attığım şutların girmesi, arkadaşıma verdiğim pasların da onlar tarafından değerlendirilmesi ile kariyerimin o ana kadarki en parlak günlerinden birini yaşamıştım. Maçtan sonra antrenörüm özel olarak tebrik etmişti beni. Maçı da kazanmıştık zaten, daha ne isteyebilirim ki?
4 yıllık Vanderbilt kariyerine baktığımızda, bir maçta yaptığın en yüksek top kaybı sayısının 5 olduğunu görüyoruz. Ama Beko Basketbol Ligi’nde oynadığın 18 maçın 8’inde 6 ve üstü top kaybı yapmışsın. Nedir bunun sebebi? Rolünün değişmiş olması etkili olabilir mi mesela?
Elbette tamamen bununla alakalı. Burada takımın en öne çıkan ismiyim, top en çok benim elimde duruyor, rakipler bana karşı önlemlerini arttırıyorlar, ayrıca neredeyse maçın tamamında sahada kalıyorum. Tüm bunların bileşkesi olarak da bazı istatistiklerim iyi yönde yükselirken, bazı istatistiklerim (top kaybı gibi) kötü anlamda yükseliyor. Mesela en düşük top kaybı ortalamam kolejdeki ilk yılımdaydı. Çünkü fazla süre almıyordum. (Gülüyor)
Takımın, takım arkadaşların, koçun ve taraftarlarınız hakkındaki görüşlerin nedir kısaca?
Koçumuz inanılmaz enerjik bir insan. Sürekli olarak nasıl kazanabilirim sorusunun cevabını arıyor, her maçtan önce ayrı bir planı oluyor. Bu tip koçlarla çalışmak her oyuncu için keyiflidir. Ayrıca fazlasıyla etkin de bir karizması var, o karizması bizi sürekli olarak daha iyi savunma yapmaya, daha iyi oynamaya zorluyor. Takım içindeki arkadaşlıklarım çok iyi ama herkesin kendi dilimden insanlar olmaması nedeniyle maksimum düzeyde de değil elbette. Yine de şükretmem gerekiyor, ilk deniz aşırı tecrübemde böylesi iyi dostluklar kurabildiğim için. Taraftar ve kulüp organizasyonu hakkında da düşüncelerim gayet olumlu. Bize olan desteklerini sürekli olarak hissettiriyorlar. Bir teşekkür de onlara gitsin bu vesileyle.
Vanderbilt’te daha çok 2 numaralı pozisyonda oynuyordun ama burada saf bir 1 numara şekline büründün. Bu pozisyon değişikliği nedeniyle bir zorlanma var mı senin açından?
Ben Vanderbilt’teki ilk yılımda da 1 numarada oynamıştım ama sonra koç benim şut yeteneğimden daha çok faydalanabilmek adına beni 2 numaraya kaydırmıştı. Bu onun fikriydi ve öyle oynadım. Şimdi burada 1 numara oynuyorum. 1 numarada oynamaya alışkın olduğum için de pek bir sorun teşkil etmiyor benim için.
Beşiktaş Cola Turka karşısında 28 sayı üreterek Beko Basketbol Ligi’ndeki en yüksek rakamına ulaştın. Ama son saniye basketiyle maçı kaybettiniz. Sen de epey bir üzüldün. O maç ve kendi performansın hakkındaki yorumların nedir? Ayrıca Jones’a verdiğin bir bacak arası pasın vardı ki, onu da bir hatırlayalım yeri gelmişken.
Çok erken geriye düşmüştük o maçta ve işler iyi gitmiyordu açıkçası. Ama arkadaşlarımı toplayıp maçı kazanabileceğimize inanmalarını söyledim. Etkili olmuş olacak ki toparladık ve geri geldik skorda. Sonra da öne geçtik. Tüm gücümüzle oynayıp, galibiyete de bu kadar yaklaşmışken yediğimiz son saniye basketi ve maçı kaybetmek fazlasıyla üzdü hepimizi. Ben de zaten bir süre yerden kalkamadım maç bitiminde. İyi bir gece olacaktı ama Mire Chatman’ın basketiyle ufak çaplı bir kabusa dönüştü bizim için. Pasa gelirsek, iyiydi cidden. (Gülüyor)
Ama son 6 saniyedeki savunmanız da pek iyi değildi doğrusu. Chatman hiçbir engelle karşılaşmadan yarı sahayı geçti ve sonra 4 kişinin arasında sanki antrenmanda şut atarcasına bomboş bir şut yolladı. Geri dönüşünüz ne kadar iyiyse bu son saniye savunmanız da bir o kadar kötüydü.
Kesinlikle haklısın, orada çok kötü bir savunma yaptık. Chatman’ı biraz sıkıştırıp vaktin bir kısmını öldürebilirdik. Ama olmadı. Önemli olan her yaşanandan bir tecrübe kazanabilmek, eğer ki bunu yapabiliyorsanız bir sorun yok demektir.
Bu yıl yapılan Beko Basketbol Ligi All-Star organizasyonunda sen de yer aldın. Öncelikle kadroya seçilmiş olmanın nasıl bir duygu olduğunu sonra da organizasyon hakkındaki fikirlerini öğrenebilir miyiz?
Organizasyon gayet iyiydi bence, çok keyif aldım, eğlendim. Zaten bu tip organizasyonlar da bunun için var. All-Star kadrosuna seçildiğimi öğrenmek –hele ki burada ilk yılımı geçirdiğim düşünülürse- fazlasıyla mutlu etti beni. Zaten haberi Kepez Belediye maçından önce almıştım, o moralle de çıkıp 25 sayı attım. (Gülüyor)
Türkiye ve Bursa hakkındaki düşüncelerin nedir? Boş zamanlarında neler yapıyorsun? Mesela balık tutmaktan çok keyif aldığını okumuştum başka bir röportajında.
Evet Amerika’da her sabah erkenden kalkıp balık tutmaya giderdim. Tüm stresimi attığımı düşünüyorum bu şekilde, hem ruhuma da iyi geliyor. Ayrıca laf aramızda çok da iyiyimdir balık tutma konusunda. Bursa ve genel olarak Türkiye için düşüncelerim ise: Burasının güzel bir yer olduğu, insanlarının fazlasıyla sıcak olduğu. Herhangi bir problem yaşamadım şu ana kadar.
Tek başına mı yaşıyorsun Bursa’da?
Evet bir apartman dairesinde tek başıma yaşıyorum ama hemen yan dairemde Jo (Joseph Jones’u kastediyor) var.
Sen Oyak Renault ile anlaşmadan önce Vanderbilt’ten takım arkadaşın Ross Neltner sözleşme imzalamıştı Oyak Renault ile ilk olarak. Hatta senin sırf Ross ile beraber oynayabilmek için seni isteyen Alman ve Fransız takımlarını reddettiğini ve Türkiye’ye geldiğini biliyorum. Zaten Ross da senin gelişinden çok mutlu olduğunu belirtmişti Amerikan basınına. Ama şartlar öyle bir gelişti ki, Ross Oyak Renault ile tek bir resmi maça çıkmadan takımdan ayrılmak zorunda kaldı. Onun yerine Joseph Jones transfer edildi. Neydi o konun detayları? Ve Ross gidince ne hissettin? Sonuçta bir anlamda onun için de gelmiş sayabiliriz Türkiye’ye.
Evet burayı seçmemde büyük bir payı vardı Ross’un. Sonuçta kendi ülkemden uzak bir yerde basketbol oynayacaktım ve tanıdığım bir kişinin, sevdiğim bir arkadaşımın da benle beraber olması fikri hayli cazip gelmişti. Ross, Vanderbilt yıllarımda da beraber en çok vakit geçirdiğim kişilerden biriydi, ayrıca takımımız için de önemli bir isimdi. Beraber olmamızın her ikimiz için de hayatı kolaylaştıracağını düşünüyorduk ama olmadı. Sonuçta koçun kararıydı bu, saygı duyduk. O pozisyon için daha farklı tipte bir isme ihtiyacı olduğunu belirtti ve Jo’yu aldı. Beraber oynasak iyi olabilirdi ama tek kalmış olmam da ayrı bir deneyim oldu bana.
Peki Ross gidince ‘Ben de gitsem iyi olur’ gibi bir fikre kapıldın mı hiç?
Açıkçası kendi kendime bunun hayatın bir sürprizi olduğunu ve hayatın içinde bu tip sürprizlerin hep olduğunu, hep de olacağını söyledim. Bu gerçeği kabullendim. Sonuçta bu benim işimdi ve daha çok konsantre olup, daha çok çalışarak bir şekilde ilk bakışta zor gibi gözüken şartların üstesinden gelmeliydim. Öyle de oldu zaten.
Kız arkadaşın var mı Amerika’da? Bu kadar memleket hasreti çeken birinin kız arkadaşı da varsa yandın ki ne yandın.
Evet var. Özlemimin bu kadar büyük olmasında onun da payı var zaten.
Dün Sevgililer Günü’ydü mesela ve sen ondan uzaktın.
Dün konuştuk telefonla biraz ama bu hafta kupa maçları nedeniyle lige verilecek arada Amerika’ya gideceğim, o zaman birkaç gün rötarlı da olsa Sevgililer Günü’nü kutlayacağız beraber.
Madem girdik özel hayata, senin hayatının en büyük dönüm noktasına değinerek devam edelim sorularımıza. Sen 15 yaşındayken, senden 5 yaş büyük olan ağabeyin beraber basketbol oynamak için gittiğiniz basketbol sahasında kalp krizi geçirdi ve gözlerinin önünde hayatını kaybetti. Mutlaka hatırlamak istemeyeceksindir o günü ama bu detayı bilmeyen okuyucularımız için detayları biraz paylaşabilirsen sevinirim.
Aslında güzel başlamıştı o gün, hava çok güzeldi. Anthony ile beraber basketbol oynamaya gittik her zaman gittiğimiz parka. Yeri gelir saatlerce basketbol oynadığımız olurdu o sahada. O gün Anthony maç esnasında birden göğsünü tuttu ve yere yığıldı. Hiçbir belirti olmadı, ya da kendisini kötü hissettiğini belirtir bir hareketi de olmadı, bir anda düştü kaldı. Nefes alamıyordu, ben öylece kalakaldım. Çevredeki insanlar ambulans çağırmaya çalıştılar ama nafile, gözlerimin önünde kaybettim onu. Hiçbir şey yapamamak, onu öylece seyretmek inanılmaz yaraladı beni. O benim ilham kaynağımdı, idolümdü hep. İyi bir Amerikan futbolu oyuncusuydu ve beni basketbola teşvik eden kişi o olmuştu. Onu kaybetmek kolay kabullenebileceğim bir şey değildi.
Peki bu olayın hayatına ve paralel olarak basketboluna olan yansımaları nasıl oldu? Bir yerden sonra bu olayı bir motivasyon aracı olarak mı kullanmaya başladın?
Ben bir basketbol sahasında yaşanabilecek en kötü olayı yaşadım ve bu yüzden basketboldan nefret etmem gerekirdi. Ancak aksine onu basketbol sahasında kaybetmiş olmam beni daha farklı motive etti bu oyuna. Sanki ben iyi oynadıkça o kötü kaderi de biraz biraz öldürüyormuşum gibi hissetmeye başladım. Biliyorum ki; Anthony yukarılarda bir yerde beni izliyor ve ben iyi oynadıkça o da orada çok mutlu oluyor. Bu yüzden tamamı ile bir motivasyon aracına döndü bu olay benim için. Sol kolumda Anthony’nin mezarının dövmesi var, sağ kolumda ise Fearless (Korkusuz) yazıyor. Bir basketbol sahasında başıma bu olaydan daha kötü bir şey gelemeyeceği için hiçbir korkum yok sahada. O da zaten hemen sol kolumda benle beraber sürekli. Neden korkabilirim ki?
Beko Basketbol Ligi hakkında ne düşünüyorsun?
Gerçekten iyi ve kaliteli bir lig var burada. Fiziksel mücadelenin had safhada olduğu, bana birçok kaliteli oyuncu ile karşı karşıya oynama imkanı tanıyan, iyi bir organizasyon. Bu organizasyonun bir parçası olduğum için de keyifliyim açıkçası.
Kuzenin Ralph Mims de Türkiye’de oynuyor. Bir gün onla aynı takımda olmak ister miydin?
Ralph çok iyi bir basketbolcu. Onunla beraber büyüdük, Pensacola’da beraber okuduk, sürekli olarak beraber basketbol oynadık. Onun sahada her an her şeyi yapabilecek biri olduğunu düşünüyorum. Bir maçı 5 sayıyla da tamamlayabilir, kalkıp 55 sayı da atabilir. Düşününce keyifli olabilirdi onunla oynamak.
Biraz da özeleştiri yaptıralım sana. Basketbolun açısından en güçlü ve en zayıf yönlerin neler sana göre?
En zayıf yönüm boyum elbette. Güçlü yönlerim ise (biraz düşünüyor) aslında epeyce bir güçlü yönüm var (Gülüyor). Hızım, dripling yeteneğim, şutum, arkadaşlarıma kolaylık sağlayan geniş saha görüşüm. Bir çok şey sayabilirim.
Kişisel olarak amacın nedir peki? Kendini nerede görüyorsun 5 yıl sonra?
NBA şampiyonluk kupasını kaldırırken (Gülüyor).
Anlıyoruz ki Amerika özlemin epey bir fazla.
Yani sonuçta burası çok rahat ve güzel bir ülke ama orası da benim kendi ülkem. Bir özlem duyuyor olmam çok normal.
Kontratın kaç yıllık Oyak Renault ile?
1 yıllık anlaşma imzaladım.
O zaman seneye Amerika yolcususun diyebilir miyiz?
Hiçbir şey bilemiyorum inan şu an. Herkesin kafasındaki düşünce bugünü en iyi nasıl yaşarımın cevabını bulmak olmalı bence. Ben de şu anda onu düşünüyorum. O yüzden boşver şimdi sene sonunu.
Öyle olsun bakalım…
Alex bu keyifli röportaj için çok teşekkürler.
Asıl ben teşekkür ederim …
Röportaj: A. Anıl Aksaç
Trajan Langdon Röportajı
22 Şub
Alaskalı Suikastçi
Son üç sezonda üç kez final oynayan ve 2006 ve 2008’de Euroleague şampiyonluğunu kucaklayan basketbol devi CSKA Moskova’nın en kilit isimlerinden biri hiç şüphesiz Trajan Langdon. Uzun yıllardır top koşturduğu Avrupa basketbolunda elde ettiği sayısız başarı ve oynadığı basketbolla adının Avrupa’nın en iyi oyuncuları arasına sokan Langdon, 12.2 sayı ortalamasıyla bu sezon Euroleague’de arka arkaya ikinci şampiyonluğunu kovalayan CSKA’nın en skorer ismi olarak göze çarpıyor.
Türk basketbolseverlerinin de yakından tanıdığı, 2003-04 sezonunda Efes Pilsen formasını giymiş olan “Alaskalı Suikastçi” lakaplı yıldız oyuncu ile takımının İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu’nda Fenerbahçe Ülker ile karşılaşacağı Euroleague Top 16 karşılaşması öncesinde hem Fenerbahçe Ülker maçı ile ilgili hem de basketbol kariyeri ile ilgili konuştuk.
Trajan, ilk önce CSKA Moskova’nın geride bıraktığımız grup maçlarındaki performansını değerlendirir misin?
Takımda J.R Holden, Matjaz Smodis, Ramunas Siskauskas gibi kilit oyuncularımızın yaşadıkları sakatlıklara rağmen, grubumuzda 1. sırayı almayı başardık. Birkaç maçta inişli çıkışlı bir grafik sergilesek de genel olarak şu ana kadar iyi bir sezon geçirdiğimizi söyleyebilirim.
Aslına bakarsan dürüst olmak gerekirse ilk gruplarda hangi derece ile bitirdiğin -1. veya 4.- çok da önemli değil. Önemli olan Top 16’ya yükselmeyi başarmak.Biz de bunu yaptık ve ilk bölümde başarılı olduk. Gerçek sezon ise hem bizim için hem de diğer takımlar için şimdi başlıyor.
Bu akşam oynayacağınız Fenerbahçe Ülker maçı için neler diyeceksin? Sizin için anahtar noktalar neler olacak bu maçta?
Fenerbahçe Ülker gerçekten iyi bir takım. Bu gece iyi bir takıma karşı ve coşkulu bir seyirciye karşı oynayacağız ve galip gelerek deplasmanda bir maçı “çalmak” için uğraşacağız. Abdi İpekçi’de çok iyi oynuyorlar ve bu sene güçlü takımlara karşı önemli galibiyetler aldılar. içeride ve dışarıda çok etkili olabilen uzun oyuncuları var.
Bu oyuncular hücumda penetreleri ile savunmada ise ribaundlarda ve rakibin şut seçimlerini değiştirmede oldukça etkililer. Ayrıca bu maçta oynayabileceğini duyduğumuz Gordan Giricek de çok yetenekli ve skor yönü çok güçlü bir oyuncu. Sayı bulmak için çeşitli yollar bulursak ve Fenerbahçe uzunlarının boyalı alandan sayı üretmelerini olabildiğince engellersek maçı kazanabileğimizi düşünüyorum.
Top 8’e yükselmek için sence bu grupta favori takımlar hangileri?
Bence grubun mutlak favorisi yok. Dün gece Cibona Zagreb’in Montepaschi Siena’yı yenmesi bazıları için sürpriz olabilir ama benim için değildi. Gruptaki 4 takımın 4’ü de herhangi bir gece herhangi bir takımı yenebilecek güçte. Biz de bunun bilincindeyiz ve her maçı bir final maçıymışcasına oynuyoruz.
Sen her zaman Türk takımlarına karşı özellikle de Abdi İpekçi Spor Salonu’nda yüksek seviyede bir oyun oynuyorsun ve genelde müthiş istatistikler tutturuyorsun. Bu bir tesadüf mü yoksa eskiden Türkiye’de oynamış bir oyuncu olarak Türk takımlarına karşı ekstra bir motivasyonla mı sahaya çıkıyorsun?
Tamamen bir tesadüf diyebilirim. Ben her maça en iyi performansımı sahaya yansıtmayı amaçlayarak çıkarım. Türk takımlarına karşı iyi oynadığım doğru ama bunu kendi kendime Türk takımlarına karşı daha iyi oynayacağım deyip kendimi ekstra motive ederek yapmıyorum.
Euroleague şampiyonluğunu son 3 senede 2 kez kazanmış bir takımın aynı başarıyı tekrarlamak için motive olması daha mı zor? Takımın genelinde bir başarıya doymuşluk var mı?
Kesinlikle daha zor ve biz de bu yüzden kendimizi motive edecek farklı şeyler arıyoruz. Çünkü eğer yeterince motive olamazsak şampiyonluğu kazanmak için bizden daha fazla motive olmuş takımların olduğunu ve unvanımızı almak için en ufak fırsatı değerlendirmek için hazır kıta olarak beklediklerini biliyoruz. Oynadığımız tüm takımlar son şampiyona karşı oynadıklarını, güçlü bir takıma karşı oynadıklarını biliyorlar ve CSKA Moskova’ya karşı alacakları bir galibiyetin herkes tarafından konuşulacağının farkındalar.
Yaklaşık 7 senedir Avrupa’dasın ve artık Avrupa basketbolunun efsane isimlerinden birisin. Eski Kıta’daki yolculuğunun başlarında bir sezon Efes Pilsen’de (2003-04 sezonu) forma giydin. Türkiye’de geçirdiğin o bir sezonla ilgili neler söylersin?
Efes Pilsen formasıyla Türkiye’de geçirdiğim zaman gerçekten çok güzeldi. Euroleague’de Final-Four’un ucundan bir basket farkla dönmüştük. Efes Pilsen gerçekten çok saygın bir kulüp ve hem takım arkadaşlarım hem teknik kadro hem çok iyi profesyonellerdi hem de çok iyi insanlardı.
Onun dışında İstanbul’da 1 yıl yaşamak da çok heyecan verici, unutulmaz bir deneyimdi. Buraya her gelişimde iyi anılarımı hatırlıyorum ve bu da beni mutlu ediyor.
Duke Üniversitesi’nde geçen muhteşem bir NCAA kariyerinin ardından 1999 NBA Draft’ında 11. sırada Cleveland Cavaliers tarafından draft edildin ve NBA’de oynayan ilk Alaska doğumlu basketbolcu oldun. Cavs’de geçen 3 senelik bir maceranın ardından ise Benetton Treviso ile anlaşarak Avrupa’nın yolunu tuttun ve o günden bu yana da Avrupa’da oynuyorsun. 2002 sonbaharında Avrupa’ya gelirken bu kadar uzun yıllar bu kıtada kalacağını hiç düşünmüş müydün?
Dürüst olmak gerekirse profesyonel oyunculuk kariyerimin Avrupa’da biteceğini hiç düşünmemiştim. NBA’de oynayıp kariyerimin büyük bir kısmını orada geçirdikten sonra birkaç seneliğine sadece değişik bir deneyim olsun diye Avrupa’da 1-2 sezon takılabileceğimi sanıyordum. Ancak olayların gidişatı önüme böyle bir yol çıkardı ve ben de bu yolda gittiğimden dolayı asla ama asla pişman değilim aksine çok da memnunum.
Bugüne kadar Avrupa’da hep üst düzey liglerde ve üst düzey takımlarda forma giyme şansını yakaladım. Ayrıca farklı ülkelerde yaşamak, farklı kültürlerle tanışmak dünyaya bakış açımı değiştirip olaylara ve dünyaya farklı pencerelerden bakabilmemi sağladı.
Peki “Alaskalı Suikastçi”nin Avrupa’ya geliş hikayesi nasıldı?
2002 yazında Cleveland ile olan kontratım sona ermiş ve free-agent olmuştum. Miami Heat beni yaz kampına davet etmişti. Tam Miami’ye gidecekken İtalya’dan Benetton Treviso’dan bir telefon aldım. Beni İtalya’ya çağırıyorlardı. Karar vermem içinde 48 saat süre vermişlerdi. Kariyerimin o noktasında Miami’ye gidip benchten gelip 10-15 dakika oynayan bir oyuncu olmak yerine aşağı yukarı aynı paraya Avrupa’da iyi bir takıma gitmenin daha akıllıca olacağını düşündüm.
Daha önce dediğim gibi amacım 1-2 sene Avrupa’da kalıp sonrasında NBA’e geri dönmekti. Ancak olmadı. Geride bıraktığım 7 senede yaşadıklarım ve burada elde ettiğim başarılar sonrasında geri dönememekten dolayı pişman olduğumu söyleyemem.
Avrupa’ya uyum sürecin zor muydu?
Avrupa kariyerime İtalya’da başlamak uyum sürecimi biraz kolaylaştırdı diyebilirim. Örneğin ilk başta Rusya’da oynamış olsaydım benim için her şey bu kadar kolay olmayabilirdi. Ayrıca açık fikirli anne ve babaya sahip olmak ve farklılıkların zenginlik olduğunun öğretildiği bir ailede yetişmek de işimi kolaylaştırdı.
Avrupa kariyerinde en unutamadığın anlar neler?
Tabiî ki yaşadığım şampiyonluklar. Bir çok oyuncu senelerce Euroleague’de final oynamak için ter dökerken ben üst üste üç kez final oynayıp İki kez Euroleague şampiyonluğu yaşadım. Geçen sene finallerin MVP’si seçilmem de ayrıca benim için büyük bir onurdu.
CSKA ile 2010 sezonu sonuna kadar kontratın olduğunu biliyoruz. O kontrat sona erdiğinde NBA’e geri dönmek gibi bir planın, isteğin var mı?
Eğer uygun bir teklif gelirse tabii ki düşünürüm ancak NBA’e dönmek artık benim için bir hedef değil. 5-6 sene önce NBA’e geri dönmek için çok fazla çaba gösterdim, çok istedim yalan söylemeyeceğim ama olmadı. Avrupa’da kendime “evim” diyebileceğim bir yer buldum ve çok mutluyum.
Röportaj: Mete Aktaş
Nevriye Yılmaz Röportajı
22 Şub
17 yaşında 1.ligde boy göstermeye başladı. 19′unda ilk lig şampiyonluğunu yaşadı. 21′inde Avrupa’ya adım attı, İsrail ve Yunanistan’ın tecrübelerinin ardından, 3 yıl İtalya da oynadı. Bu arada WNBA de forma giyen ilk Türk oyuncu oldu. Ardından 25 yaşında Fenerbahçe’ye geldi. Sarı Lacivertlilerin Türkiye de tüm kupalara ambargo koyup, Avrupa’nın da en iyi 8 takımından biri olduğu bu son dönemde başrollerde yer aldı. Aynı dönemde Milli takım formasıyla Akdeniz Oyunları şampiyonu olan kadroda yer aldı. Milli takımımız için bir ilk olan 2005 Avrupa Şampiyonasında harika bir performans gösterip turnuvanın ribaund kraliçesi oldu. Son iki yıldır Euroleague All-Star maçında ve TBBL All-Star maçlarında oynarken 10 Ocak 2009’da Samsun’da düzenlenen 2009 TBBL All-Star organizasyonunda En Değerli Oyuncu (MVP) seçildi. Evet karşınızda Türk Bayan Basketbolunun en kariyerli oyuncusu Nevriye Yılmaz…
Belindeki ciddi sakatlığa rağmen tüm hırsı ve çalışma azmiyle kariyerini başarıyla devam ettiren Nevriye Yılmaz ile Lotos Gdynia ile oynayacakları Euroleague 3. tur 3. maçı öncesi Fenerbahçe’nin kamp yaptıkları Kalamış’taki yeni Konuk Evi’nde görüştük.
Öncelikle Samsun’daki son All-Star maçından başlayalım. Nasıldı All-Star organizasyonu ve MVP ödülünü almak?
Bu, benim katıldığım ikinci All-Star’ımdı ve bunda da MVP ödülünü almak çok güzeldi. Benim adıma hem maç olarak hem de genel organizasyon olarak da her şey çok çok güzel geçti. Yine de ben bayan basketbolunun basında daha fazla yer alabilmesi için erkeklerle beraber karışık bir organizasyon olması gerektiğine inananlardanım. Tanıtımın ve pazarlamanın böyle organizasyonlarda çok önemli olduğunu düşünüyorum. Mesela Polonya da oynadığımız son Euroleague maçında Lotos Gdynia yönetimi maçın sonrasına çok meşhur bir sanatçının konserini koymuş ve bu vesile ile Abdi İpekçi gibi bir salonu full doldurmuşlardı. Tabi maçta da büyük bir seyirci desteği ile galip gelmeyi başardılar.
Başarılarla dolu kariyerine gelelim. Basketbola nerede başladın, hangi takımlarda oynadın ve başarıların neler? Bunları bir de senin ağzından duyalım.
Kariyerime Fenerbahçe formasını giydiğim gün başladım diyebilirim, aslında. Şaka bir yana basketbola İstanbul Üniversitesi altyapısında başladım. 1997-98 sezonunda 17 yaşımdayken İstanbul Üniversitesi formasıyla ilk kez TBBL’de yer aldım. İki yıl A takımda oynadıktan sonra Galatasaray’a geçtim.
İki sezon Galatasaray forması giydim ama bunun son yılında sakatlıktan dolayı fazla oynayamadım. Sonrasında 21 yaşında İsrail’e gittim ama takıma ve ortama adapte olamadığım için sezonun yarısında Yunanistan’a Apollon Polomadia takımına gittim.
Sonrasında İtalya maceram başladı. İlk olarak ligin vasat takımlarından biri olan Sicilya takımı “Termini di Mareze”de forma giydim. Amacım kendimi göstermekti bu yüzden takımın durumunu çok önemsemedim; hatta paramı dahi alamamama rağmen yine de inat ettim takımdan ayrılmadım. Çünkü çok iyi bir sezon geçiriyordum ve bunu korumak adına ayrılmadım takımdan. Sonuçta o sezonu çok iyi ortalamalarla tamamlayınca ligde ilk dörde oynayan ama şampiyonluk şansı fazla olmayan bir takıma, La Spazia’ya geçtim. Orada EuroCup’ta da oynadım ve yine kariyerim adına çok iyi bir sezon geçirdim.
La Spazia’nın ardından ise o yılın şampiyon takımı Como’ya geçtim. Como’da da çok başarılı bir sezonun ardından Fenerbahçe’ye transfer oldum. 4 sezondur da Türkiye’nin en iyi, Avrupa’nın da en büyük takımlarından Fenerbahçe’de oynuyorum. Açıkçası basketbolu burada Fenerbahe formasıyla bırakmayı düşünüyorum.
Peki başarılar?
Galatasaray’da bir TBBL şampiyonluğu aldım ki bu onların son şampiyonluğuydu. Fenerbahçe’de de 3 lig şampiyonluğu, Türkiye Kupası, Cumhurbaşkanlığı şampiyonluklarım var. Ayrıca Milli Takımda 2 kere Avrupa Şampiyonası’nda mücadele ettim ve 2005′te şampiyonanın ribaund kralı oldum. Akdeniz Oyunları’nda şampiyonluk başarım var ayrıca iki kere de Euroleague All-Star maçında yer aldım.
Bir de kısa bir WNBA maceran vardı, onu da anlatabilir misin? Ayrıca Avrupa Basketbolu ile WNBA arasındaki farkları anlatır mısın?
Evet, Fenerbahçe macerası öncesi yaz aylarında arada menajerim Tolga Tuğsavul vasıtasıyla WNBA’de Charlotte Sting ve Miami Sol takımlarının yaz kamplarına katıldım ardından da iki sezon Phoenix Mercury ve San Antonio Silver Stars kadrosunda yer alıp ligde oynadım.
Aslında bana çok şeyler kattı ama sonrasında hem ciddi bir sakatlık yaşamam, hem de bu sebeple yazları yoğun bir tempoda geçirmek yerine dinlenmeyi tercih etmem sebebiyle WNBA biraz arka planda kaldı. Tabii bunda Milli Takımımızın Avrupa Şampiyonası’nda oynama şansı yakalaması ve hedeflerin büyümesi de çok etken oldu.
Bence Euroleague WNBA’e göre daha kaliteli bir lig ve artık WNBA’in de bana bir şey katacağına inanmıyorum. Ayrıca artık 29 yaşındayım ve sakatlıklardan kendimi korumam gerek. Kısacası benim için WNBA defteri kapandı.
Bunca takım bunca başarı içinde en unutulmaz sezonlar, maçlar?
Yurt dışındakiler hep kariyerim ve kendimi ispatlamak içindi. Fenerbahçe’dekiler ise hep şampiyonluklar ve başarılar için. Bu sebeple Fenerbahçe’dekiler hep çok özel ve güzeldi diyebilirim. Hele Euroleague oynadığımız bu son 3 sezon gerçekten inanılmazdı. En unutulmaz maç, benim hayatımda bir tanedir. O da 2 sene evvel Euroleague de çeyrek finalde son saniyelerde Caferağa’da yenilip Final Four’u kaçırdığımız Ros Caseres Valencia maçıdır. Biliyorsun bizi eledikten sonra final oynadılar. O maçı nasıl kaybettik hala unutamıyorum ve inanamıyorum. Hala aklıma geldiğince çok üzülürüm.
Yan yana oynadığın en özel en unutulmaz oyuncu kimdir diye sorsam?
En unutulmaz oyuncu kesinlikle Cappie Pondexter. Çok farklı bir oyuncu ve kişilikti. Kazanmaktan başka bir şeyi kabul etmeyen bir oyuncuydu. Yeniden beraber oynamyı çok isterim.
Peki ya Katie Smith?
Çok üst düzey oyuncuların biraz ukala biraz şımarık olacağını düşünürdüm ama gerek Cappie’de gerekse Katie’de gördüğüm çok mütevazi olduklarıydı. Katie de çok basit yaşayan ve kısa sürede hepimizle çok iyi arkadaşlık kuran bir oyuncu. Şöhretin getirdiği kaprisler yok, çok sıradan bizler gibi bir insan. Ayrıca tam bir takım oyuncusu. Her topu ben kullanacağım gibi bir ego’su yok. Kim o an boşsa veya sıcaksa onu görüyor. Ayrıca yanındakileri oyuna katmayı seviyor.
Takımdaki bir başka yıldız Tammy Sutton-Brown için neler diyeceksin?
O artık bizden biri, bizimle 3.senesi. Artık bir Türk gibi oldu diyebilirim. Onunla da çok iyi anlaşıyorum ve de o da takım için çok önemli bir oyuncu.
Takımda en iyi anlaştığın oyuncular kimler? Ve sence en iyi Türk oyuncular?
Takımda her oyuncu ile aram çok iyi ama en iyi arkadaşım diyebileceğim kişi Meral. Küçüklükten beri beraber olduğumuz ve beraber büyüdüğümüz için onun yeri başka. Milli takımdan da Yasemin Horasan, Nilay Yiğit, Tuğba Taşçı çok samimi arkadaşlarım. Aramızda 6 yaş olmasına rağmen Işıl Alben’le de aram çok iyi. Kafalarımızın düşüncelerimizin uyuştuğu insanlar, arkadaşlar bunlar. En iyi oyuncuları sıralamak istemiyorum ama Milli Takım’da forma giyen her oyuncu bence şu an için Türkiye’nin en iyi oyuncuları.
Gelelim bu sezona. Çok başarılı bir performans çiziyorsun. Özellikle Euroleague’de sayı ve ribaund ortalamalarında Fenerbahçe’nin en iyisisin. Kendini nasıl görüyorsun ve bu sezon hedefler ne?
Euroleague’de Türkiye Ligi’ne göre çok daha kısıtlı bir kadroyla mücadele ediyoruz. Matee ve Nicole sadece Türkiye de oynuyorlar ve biz Türk oyuncular Euroleague de çok daha uzun süre oyunda kalıyoruz. Hatta bu sebeple kendi adıma söylüyorum maçın sonunda performansım düşüyor. Maça çok iyi başlıyor olsam da sonunda yorgunluktan çok kolay atışları bile kaçırıyorum. Mesela Lotos Gdynia ile oynadığımız ilk maçta oyuna çok iyi başlamama rağmen maçın sonunda çok basit topları sayıya çeviremedim. Bu yüzden beğenmiyorum kendimi!
Oyunun sonunda da dinç kalmayı becermem gerekiyor ama dinlenecek sürede olmuyor. 2-3 dakika kenara gelsem belki her şey yoluna girecek ama o sürede de çok şeyler değişebiliyor Euroleague maçlarında. Ve Euroleague maçlarının temposu çok farklı, oradaki maçlar play-off final serisindeki maçlar gibi veya oradaki bir maç Türkiye’deki 2-3 maça bedel. Yorgunluk ve tükenme açısından.
Peki bu sezonki lig için ne düşünüyorsun? Samsun Basketbol ve Mersin B.Ş.B’nin yükselişi. Galatasaray ve Beşiktaş Cola Turka’nın sürpriz yenilgiler alması ve neredeyse ilk 3 sıranın dışında kalmaları için neler söylersin?
Yıllardır böyle bir çekişme ve ne zaman ne olacağı belli olmayan bir lig olmamıştı sanırsam. Genelde final oynayacak iki takım hep belliydi ve tek bir takımın hegemonyası ile geçerdi. Ama bu sezon kaç hafta oldu ve hala tam bir şey belli değil. Aslında biz bir kaç adım önde gibi gözüküyoruz ama her takımda bizi yenmek için ekstra bir motive ile oynuyor. Hiç kolay bir maçımız olmuyor. Lig sonuncusu ile de son periyoda kadar başa baş bir maç oynuyoruz.
Tecrübemiz ve kalitemizle arada farklar oluşuyor ve yılların getirdiği birikimle kazanıyoruz.
Şu anda bizim dışımızda, Galatasaray ve Beşiktaş’ı da yenmek için çıkıyor takımlar sahaya ve bunu da başarıyorlar. Zaten bu seneki güzelliğin ve çok renkliliğin sebebi de bu. Galatasaray’ın bu kadar maç kaybetmesi çok şaşırtıcı olsa da, Beşiktaş’ın Doron’un gitmesiyle bocaladığını düşünüyorum. Ama yeni bir oyun kurucunun gelmesiyle eski günlerine döneceklerdir. Hiç bir takımı önemsememezlik yapmamak gerektiğini görüyoruz bu ligde.
Flaş takımlara gelince, Samsun Basket’in çıkışı ne kadar beklenmedik olsa da, ben Mersin Belediyesinin Ceyhun Yıldızoğlu ile böyle bir çıkış yakalayacağını bekliyordum. Tarsus’ta Erdal Yeğin ile farklı bir havaya büründü onlarda her an bir sürpriz yapacak gibi duruyorlar. Ceyhan çok inişli çıkışlı bir oyun sergiliyor ama her an birinin canını yakacak bir takım.
Türkiye Kupası’nda en korkulması gereken ekipler de bunlar bence. Çünkü tek maç ve telafisi yok oradaki maçların. Çok zorlu ve çekişmeli bir Türkiye Kupası izleyeceğiz ve sonunda finale ulaşan takımlardan biri üç büyükler dışından olursa ben çok şaşırmayacağım.
Bu yaz zorlu bir turnuva daha bizi bekliyor. Üst üste 3. defa katılacağımız Avrupa Şampiyonası için düşüncelerin ne? Şahsen ben bu yıl çok önemli bir başarıya imza atacağımızı düşünüyorum, ya sen?
Kafamın bir tarafında hep orası var. Hedefimizde ilk 5 var ama kağıt üstünden daha hiç bir maç oynamadan bunu söylemek çok zor. Oynayıp göreceğiz. Zorlanacağımız iki takım olduğunu düşünüyorum, Rusya ve İspanya. Bu iki ekiple ne kadar geç karşılaşırsak o kadar iyi bir sonuç alacağımıza inanıyorum. Geçen yıl Ceyhun hoca 12 oyuncudan da faydalandığı süper bir oyun sistemi ile oynamıştı. Hatta Melek, Melike bile kadroda olsalar süre alabilecek oyunculardı. Eskiden 5-6 oyuncu ile oynuyorduk, 7. oyuncumuz yoktu. Şimdi ise 12 oyuncu girip çıkarak oyunun sonunda fresh kalabiliyoruz. Bu turnuvada da bu havayı sürdürüp bir madalya almak en büyük hayalim.
Alttan yetişen oyuncular arasında gelecekte senin yerini alacağına inandığın bir oyuncu var mı?
Melek var ama o da daha çok genç. Yine de net bir isim söylemem zor. Bizim dönemimizde mesela 79-80 jenerasyonunda Beşiktaş’ta Sariye ve Meral’in yanına veya Ankara’da Çankaya Üniversitesi’nde Özlem Piroğlu, Yaprak ve Alev’in yanına, bizim takımdaki (İstanbul Üniversitesi) oyuncuların yanına hep kaliteli bir yabancı koy rahat 1.ligde ilk üçe oynar deniliyordu. Ama şimdi böyle oyuncular göremiyorum veya duymuyorum. A takıma çıkan genç oyuncular şu an için yetenekli olsalar da çok eksik geliyorlar.
Peki genç basketbolculara önerilerin ne? Nevriye Yılmaz nasıl bu seviyeye geldi, ne yaptı ve ne yapmaya devam ediyor?
Ben İstanbul Üniversitesi altyapısından yetiştim ve o dönemde şu andaki şartlar ve imkanlar yoktu. Şu andaki jenerasyon bence bu bakımdan daha şanslı ama onlarda böyle zorluklar içinden gelmedikleri için bazı şeylerin değerini bilmiyorlar. Eskiden altyapıdan daha çok oyuncu yetişip çıkıyor gibime geliyor. Bir 79-80, 81-82 veya 83-84 jenerasyonu şu an yokmuş gibi. Şu anda A takıma çıkıp takımı sırtlayacak bir oyuncu yok. Bizim zamanımızda benim önümde çok değerli çok üst düzey oyuncular, Arzu abla, Serap abla, Çelen abla vardı. Onları aşıp süre almam gerekiyordu bu da çok çalışma ve çok mücadele etme demekti. Ama şu anda beni zorlayacak veya hiç bir Milli Takım oyuncusunu zorlayacak çok özel farklı bir oyuncu göremiyorum.
Şahsen ben çok yakından biliyorum, çok çalışan ve kendine çok dikkat eden bir profesyonelsin ve bu iş ahlakından dolayı da seni kutluyorum ama nedir bu sakatlık ve ne kadar ciddi?
Öncelikle bir bel fıtığı rahatsızlığım ve kendime çok dikkat edip çok iyi çalıştığım için doktorumun dediğine göre mucizevi bir şekilde bu şekilde en üst düzeyde oynamaya devam ediyorum. Bunda da özel kondisyonerim Murat Can Üner’in çok büyük katkısı var.
Boş vakitlerinde neler yapıyorsun?
Hayatım spor üzerine kurulu. Boş vakitlerimde en çok yaptığım şey özel kondüsyonerim Murat Can ile çalışmaktır herhalde. Arta kalan zamanlarda denk gelirse sinema’ya giderim.
Röportaj: Gökmen Ertem / tbl.org.tr

Son Yorumlar